Zeynep Sahra’nın kitaplarıyla aramda garip bir durum var.Pek sevmiyorum okuduktan sonra ama inatla her çıkan kitabını da okudum.Çok fazla Türk yazar okumadığım düşünülürse bu büyük bir fark benim için.Diğer kitapları için de öyle ölüp bitmemiştim özellikle ayçöreği serisi için diyebilirim .Ama sevmediğim yerler olsa da yine de akıcıydı ve okutturyordu kendini bir şekilde.Adige Prens maalesef içlerinde en zor okuduğum oldu.
Konusu;Ayça istihbaratçı.Babasının yürüttüğü bir operasyonda muhbir olarak Çerkezlerin içine sızıyor.Poyraz da kendisi bir Çerkez.Galerisi var ,hem de Çerkezlerin Birlik dedikleri bir topluluğun başkanı.Ayça da galeride hukuk danışmanı olarak işe giriyor.İşte zamanla yakınlaşmalarını ve Ayça’nın muhbirlik yapma(ma)sını okuyoruz.
Spoiler!!!
Kitabı okurken sanki yazarın ilk romanı gibi bir acemilik hissettim.Karakterlerde o kadar eksiklikler vardı ki.Ayça muhbir olarak girdi ama dünyadan haberi yok.Hiçbir şeyi araştırmadı,babasının da dediği gibi sanki tatile gitti oraya.Muhbirlik yapmak yerine Çerkez kültürünü daha çok merak etti,sorular sorup durdu.Hemen Poyraz’dan etkilendi ki kendisi odunun teki.Ona süreki çocuk diye hitap etmesini de anlamadım.Çok iticiydi bence.Kitapta çok fazla Çerkez muhabbeti var tamam kitabın adı zaten Adige de ben bir noktadan sonra sıkıldım artık.Bu arada ben de Samsunluyum.Çerkez değilim ama çok fazla tanıdığım ,akrabam var.O kültüre de uzak olmama rağmen artık baygınlık geçirecektim .Daha az tutulabilirdi bu konular.
Ayrıca kitapta çok fazla mantık hataları vardı.Ya bunlar Çerkez şimdi içlerine kimseyi almıyorlar falan.Poyraz hukuk danışmanı olan Ayça’yı her yere götürdü.Samsun’a düğüne gittiler daha kitabın başında.Aralarında bir şey yokken.Zaten aralarında ne oldu onu da anlamadım.Birbirlerine tutkulu tutkulu