Peter… Çiftlikte neden sana hep kötü davranıyorlar? Herkes daima senin üzerinden şaka yapıyor.”
“Bilmiyorum ki… Ben alışığım buna. Hayatım boyunca, çocukluğumdan beri hep böyle oldu. Beni hep aşağıladılar. Sürekli sataşılan insan oldum. İlkokul sıralarından şimdiye, yani altmış üç yaşıma kadar hep aynıydı. Kötü talih mi diyeyim, ne diyeyim bilmiyorum…”
“Bence bunu sana karşı yapmalarının sebebi senin fazla iyi yürekli olman. Senin onlara karşılık vermeyeceğini biliyorlar. Tartışmazsın sen. Domuzlarla çamurda güreşmezsin çünkü bilirsin, domuzlar o çamurdan zevk alırken sen acı çekersin. Bu yüzden ses çıkarmadığını düşünüyorum. İnsanlar iyi niyetli kişileri hep zayıf görürler. Her daim böyle olmuştur bu. Sen benden çok daha tecrübelisin, benden çok daha iyi bilirsin. Aslında onlar o sessizliğin altında bir bilgelik yattığını bilmiyorlar.”
“Belki de… Ama umursamıyorum. Boşveeer. Böyle şeyleri kafama taksaydım bu kadar yaşayamazdım.” dedi gülerek.
“Ama Peter… Ardı ardına bütün aileni kaybetmişsin, seninle görüşmek istemeyen bir kızın var. Nasıl bu kadar güçlü ve hayat dolu olabiliyorsun?”
“Güçlü olmak tek seçeneğin oluncaya kadar, ne kadar güçlü olduğunun farkına varamazsın.”
Peter’ın son cümlesi adeta bir çivi gibi çakılmıştı zihnime. O kadar doğruydu ki… Hayat onu yerden yere vururken aslında onu demirden bir dağ yapmıştı.
Birkaç saniye sessizlikten sonra ona bakıp şöyle sordum: “Peki, senin için yaşamak nedir? Yani bunu anlamlı kılan şey nedir?”
“Anlamlı bir hayat bana göre zengin olmak, popüler olmak, çok eğitimli olmak ya da mükemmel olmak değildir. Bence anlamlı bir hayat gerçek olmakla, alçakgönüllü olmakla, güçlü olmakla, kendimize kattıklarımızı ve sahip olduklarımızı paylaşmakla ve başkalarının hayatına dokunabilmekle ilgilidir. Bütün anılara sahip