Benim gibi gücünü yitirmiş adamın önünde
Ekmek sertleşir, dokunulmadan kalırdı öyle;
Erkekçe davranıp onca gözyaşına karşın,
Bütün bu acılara katlanmak zorundaydım!..
Sevildim, tutkuyu bendim tutuşturan
Ve Melina’yla birlikte oldum çok zaman,
Ben - uçucu zevklerin efendisi!..
Unutmamıştım o günlerden birini:
Sabah altınlıyordu uzaktaki ufku,
Ve kıyılardan denize yayılıyordu
Güllerin kokusu; titrek bir ışığı
Andıran yeni bir dalga, balıkçı
Şarkılarının yankısını taşıyordu…
Kayıkta, sağlam küreklerin yardımıyla
Melina’yla suda yol alıyorduk hızla,
Tatlı ve özensiz seslere kulak vererek;
Arkada, sabahın ışıkları altında Venedik
Mısır’ın altın kumlarının ortasında
Görkemli bir piramitmiş gibi adeta,
Dalgalardan yükselip ışık saçıyordu bize.
Aşk sözcükleri söylüyordum esrimeyle
Benim ateşli sevgilime; dolu kafam
Yorulunca suyla kavgalaşmaktan,
Onun dizlerine düşüyordu zaman zaman,
Beni kimseler tanımıyordu, mutluydum
Öyle görünüyor ki çok da huzurluydum,
İlk kez unutmuştum özlemini çektiğim şeyi,
Bilemeden onu ne zaman elde edeceğimi.
Ama şeytan - yıkıcısı yeryüzü saadetinin,
Anlık mutluluklar bahşeder bizim için,
Daha güçlü yıksın diye yazgının darbesi,
Ve hâlâ bizlerden kıskandığı her şeyi,
Bir felaket acımasız yüküyle birlikte
Aç gözlerinden alıp götürsün diye.
Kafkas dağlarının orta yerinde bir mağara
Duymuştum, genç Terek akar orada
Erişilmez kayaları parçalayarak;
Bazen Kazbek’ten aşağı yuvarlanarak
Çığların yarıklarını doldurur,
Kusa bir süre ölü gibi sustuğu olur…
Ama düşmanı karı silip süpürür her an,
Aquilon daha hızlı değildir ondan;
Kıyıdan bir dağ ceylanı koştu mu
O sırada, bir de susamış sürüsü,
Yoğun köpükle örtülü akıntısı özgürce
Sizden uzaklaşırlar yiğit bir Çeçen’cesine;
Aşk da böyledir sıkıntının buzuyla örtülen,
Acı çektiriri ateşle eriyip giden,
Kendi beşiğini parçalamak zorunda,
Ulaşsa da, ulaşmasa da amacına!..
Kaderine şıpsevdi ve dik başlı yazılmış biri,
İnsanın yalnız bırakıldığı ve sürekli izlendiği
Çevrede tüm ayrıntılarıyla tanınıyorsa bir de,
Zavallıdır ve yoktur kurtuluşu! Bu çevrede
Yaşam - karşılıklı sonsuz ihanetler dizisidir
İyiliğe ve kötülüğe dair hafıza ise - tam bir zehir,
Bu insanlar boyun eğerken tutku ve hislerine
Bizlerde acıma hissi uyandırırlar sadece!
“Endişeler uçuşuyor gece karanlığında,
Yumuşak yatağın, altın püsküllerin etrafında:
Başucunda tatlı uykuyu akrep-vicdan
Savıyor kurumuş göz kapaklarından;
Gökte birbirinden kopmuş bulutları
Rüzgârın uzaklara sürmesi gibi, tıpkı
Keder de bizimle aynı sandala biner,
Ne otağda, ne de savaşta geri kalır.”
Romalı bilge şair böyle demişti.
Ah! Sonunda ben de yaşadım bu hissi.