“yalnızlığımı kendimle götüreceğim.” diyordu Kitabe-i Ceng-i Mezar’ında. “Ölüme tek ödevim kaldı / ona çalışıyorum!” dediğinde Enis’in Trajedisi’ni, Rodos’un Yüzme Bilmeyen Deniz Kızlarını, kendi ödevini bu yazıda anlatamadığım biçimde tamamlayıp bize bıraktı. Belki de “blu’es”yakışır artık.
Vasiyetti: O yüzden yazmadım. Dostlarım!
Belki yalnızca siz ikiniz şiirdiniz, biz geride kalanlar hikâye.
“Şöyle yazacaksın:
Bittiğini biliyorsun, geri gelmeyeceğini, geri dönülemeyeceğini. Denize bakıyorsun, boyuna denize bakıyorsun. Güneş yansımış. Güneş yansımaları altın, gümüş yaldızlar serpiyor denize. Denize baktıkça iyileşeceğini, geçeceğini sanıyorsun. Oysa bittiğini biliyorsun.”
“Geçmişi anlatacaksın. Geçmişteki kalp ağrısı dinsin diye eşeleyip duracaksın geçmişi. Yeniden geçmiş. Belki bu kez sanata dönüşecek. Ve acının dineceği yere kadar yazmak zorunda olduğunu biliyorsun. Acı, bir kitap olabilirse…”