Modern çağın gereklerine inat,
Biz romantiktik biz birbirimizi seviyorduk
Biz ayrılmayacaktık biz arabesktik biz..
Bugün bir abajur aldım sana
Eve geldim
Yatağın hep sol tarafında yatardın
Sol taraftaki başucu sehpasına yerleştirdim onu
Bir ampul taktım sarı soft hep istediğin gibi
Işığında bir mektup yazdım sana
Teypte ELTON JOHN’dan “SACRİFİCE”
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
Paha biçilmez bir tablonun örttüğü çelik kasa gibi duruyordu ruhu, gövdesinin arkasında! süslü kelimeler bu gece baloya alınmayacak! Yalvarışlar, yeminler damsız giremeyecek içeri!
seslerin maskesi!
İfadelerin makyajı!
düşecek!
akacak!
bu gecenin sonuna doğru bir olasılık senin, içi kızgın gözyaşı dolu içine yalnızca kapkaranlık bir yeryüzü sarkacak!
Orta sınıf/ortaokul. Kimsenin aklına gelmez sanki, eğer ilkokuldan ve liseden ayrı bir binada okuduysa ortaokulu; o yıllar, ortaokul hocaları, ortaokul arkadaşları. Hakan Pardoğan’ı unutmadım. O, asker oldu. Kim bilir rütbesindeki yıldızlar kaydıkça tutuyordur saklı dileklerini… Yalvarırdım ona:
-‘Kuleli’ye gitme, gel Kabataş Erkek’e kaydol’ diye. O, benimle aynı liseye kaydolmadı ama aynı topraklarda bir çırpıda kayboldu. Nerdedir? Bilinmez. Öğrendik ki hayallerin yıkılması, hayallerin kurulmasından daha ucuza mal oluyor. Tapona hücum ettik ve henüz gençken kurulmamış hayalleri yıktık. Yıkılan hayallerin altında kaldık. Kuramayacağımız hayallerin altına yattık. Dedim ya: “topluma yararlı yalnızlıklar yaşadık.” Hepsi bu!