F. Hilal T.

F. Hilal T.

, bir kitap okudu
10/10
·127 syf.·
5 günde okudu
·
2023 16. kitabı
Virginia Woolf
8/10 · 48,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı. Hâlâ geyiklerin iskeletleriyle kırık koyun kemiklerini birbirine sürter, çakmaktaşı verip koyun derisi ya da gelişmemiş zevkimizi hangi basit süs eşyası tatmin edecekse onu alırdık… Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor. Ayrıca erkeklerin, kadının eleştirisi karşısında nekadar tedirgin olduklarını, aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin verebileceğinden daha fazla acı vermeden, erkeği daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü, şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur. Kahvaltıda ve akşam yemeğinde kendini olduğundan bir kat daha büyük görmezse hükümler vermeye, vahşileri uygarlaştırmaya, yasalar koymaya, kitaplar yazmaya, süslenip ziyafetlerde nutuk çekmeye nasıl devam eder?
Alıntı
Hayat her iki cins için de –kaldırımda ite kaka yürüyen kadınlarla erkeklere baktım– çetindi, zordu, sürekli bir mücadeleydi. Büyük cesaret ve güç gerektiriyordu. Belki de hepsinden önce, yanılsamaya eğilimli yaratıklar olduğumuz düşünülürse, insanın kendine güveni olmasını gerektiriyordu. Kendimize güvenimiz olmazsa beşikteki bebekler gibi oluruz. Ölçülemeyen, ama pek değerli olan bu niteliği el çabukluğuyla nasıl oluşturabiliriz? Başkalarının bizden daha aşağıda olduğunu düşünerek. Başkalarına karşı doğuştan gelen bir üstünlüğe sahip olduğumuzu hissederek –servet olabilir bu, ya da rütbe, düzgün bir burun, ya da büyükbabamızın Romney tarafından yapılmış portresi– çünkü insanın imgelemindeki etkileyici araçların sınırı yoktur. Bu bakımdan, fethetmek, hükmetmek zorunda olan saygıdeğer bir büyük için, çok sayıda insanın, hatta insan ırkının yarısının doğal olarak kendisinden aşağıda olduğunu hissetmek çok önemlidir. Sahip olduğu gücün ana kaynaklarından biri gerçekten de budur herhalde.
Alıntı
Her ne olursa olsun, kabahat tablodaki köpeğe bakan hanımefendide olsa da olmasa da, şu ya da bu nedenle annelerimizin meselelerini son derece kötü yönettiklerine kuşku yok. ‘Hoş şeyler’ için; keklik ve şarap, hademeler ve çimenlik, kitaplar ve purolar, kitaplıklar ve keyif için tek bir kuruş bile ayrılamamış. Ellerinden ancak kuru topraktan çıplak duvarlar yükseltmek gelmiş.
Alıntı
Eğer bu kadın iş hayatına atılsaydı, suni ipek üreticisi ya da borsadaki kodamanlardanbiri olsaydı, Fernham’e iki-üç yüz bin pound bırakmış olsaydı, biz bu gece rahatça otururduk, konuşma konumuz da arkeoloji, botanik, antropoloji, fizik, atomun yapısı, matematik, astronomi, izafiyet, coğrafya olabilirdi. Eğer Mrs. Seton ve annesi ve onun da annesi para yapma sanatını öğrenmiş olsalardı, babaları ve onlardan önce gelen büyükbabaları gibi paralarını kendi cinslerine uygun öğretim üyelikleri, okutmanlıklar, ödüller ve burslar tesis edilmesi için bırakmış olsalardı, biz burada tek başımıza keklik eti ve bir şişe şarapla gayet ölçülü bir yemek yiyebilirdik; bize cömertçe bahşedilmiş mesleklerden birinin koruması altında olacağımıza güvenerek, zevkle geçireceğimiz onurlu bir hayatı dört gözle bekleyebilirdik. Araştırmalar yapabilir, yazı yazabilirdik; dünyanın kutsal mekânlarında gezinebilirdik; Partenon’un basamaklarında düşüncelere dalarak oturabilir ya da sabah onda bir büroya gider, eve rahatça saat dört buçukta dönüp birkaç şiir yazabilirdik. Öte yandan, Mrs. Seton ve benzerleri on beş yaşında iş hayatına atılmış olsalardı, Mary diye biri –işte tartışmanın takıldığı nokta burasıydı– olmazdı
Alıntı