F. Hilal T.

Anne ve babalık bu değildir, olmamalıdır
Akşam yemeğinde ailesine haklı olduklarını, resme olan hevesinin geçtiğini, bunun çocukça bir hayal olduğunu söyledi. Çok sevindiler, annesi sevincinden ağladı, oğluna sarıldı, her şey normale döndü. O gece, Büyükelçi, zaferini gizlice kutlamak için bir şişe şampanya açtı ve tek başına bitirdi. Yatmaya gittiğinde karısı aylardır ilk kez olarak huzurlu bir uykuya dalmıştı bile. Ertesi gün Eduard’ın odasını karmakarışık buldular: Tuvaller parçalanmıştı, çocuksa bir köşede oturmuş gökyüzüne bakıyordu. Annesi ona sarıldı, onu ne kadar sevdiğini söyledi, ama Eduard hiçbir tepki göstermedi. Artık sevgi falan istemiyordu, o defteri kapatmıştı. Babasının öğütlerini izleyebileceğini, resimden vazgeçebileceğini sanmıştı, ama gönül verdiği sanatta fazla ilerlemişti. Bir insanı hayallerinden ayıran dipsiz uçurumdaydı, artık dönüş yoktu. Ne ileri gidebilirdi, ne de geriye. En iyisi sahneyi terk etmekti. Eduard beş ay daha Brasilia’da kaldı. Uzmanlar ender görülen bir şizofreni türü teşhis ettiler, bisiklet kazasının sonucu olabilir, dediler. Derken Yugoslavya'da savaş çıktı ve Büyükelçi acele geri çağrıldı. Eduard’ın bakımı, aile için ciddi bir sorun oluşturdu. Tek çıkar yol, delikanlıyı yeni açılan Villete Hastanesine yatırmaktı.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gene de bestecilerin çektikleri acılardan daha kötüsü neydi, biliyor musunuz? O kızcağız öleceğini bildiği için bu müzikleri tüm ruhunu vererek çalıyordu. Peki, ben de ölmeyecek miyim? Benim ruhum nerede? Kendi yaşamımın müziğini böylesi derin bir coşkuyla çalabilecek bir ruhum var mı?
Alıntı
Her insan tektir, her bireyin kendi özellikleri, içgüdüleri, farklı beğenileri, istekleri, serüven biçimleri vardır. Ancak, toplum her zaman belirli davranış kurallarını herkese empoze etme eğilimindedir, tek tek insanlar ise neden bu kurallara uymak zorunda olduklarını merak etmezler. Bunları kabullenirler, tıpkı yazı makinesi kullananların belirli bir klavyeyi en doğrusudur sanarak benimsedikleri gibi: QWERTY. Saatin yönünü sorgulayan biriyle karşılaştınız mı hiç?
Alıntı
Normallik fikir birliğinden başka bir şey değildir. Yani, çoğunluk bir şeyin doğru olduğunu düşünür, dolayısıyla o şey doğru -normal- olur. Bazı şeyleri sağduyu belirler: Bir gömleğin düğmelerini öne dikmek mantık işidir, çünkü bunları yandan iliklemek çok zor, arkadan iliklemek ise imkânsızdır.
Alıntı
“Şimdili, sorunuza dönecek olursak, neydi sorunuz?” “İyileştim mi?” “Hayır. Siz farklı bir insansınız, ama herkes gibi olmak istiyorsunuz. Bu da, bana kalırsa, ciddi bir hastalıktır.” “Farklı olmayı istemek, bir hastalık mı?" “Evet, kendinizi herkes gibi olmaya zorlarsanız, öyle. Nevrozlara, psikozlara, paranoyaya yol açar. Doğayı çarpıtmaktır bu, Tanrı’nın yasalarına karşı gelmektir; dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz, onun için de Villete’te kalmayı yeğlediniz, çünkü burada herkes farklı ve böylece siz kendinizi herkes kadar normal görüyorsunuz.
Alıntı