Liberal siyasi ve hukuki sistemlerimiz her bireyin kutsal, bölünemez ve susturulamaz bir iç dünyası olduğu varsayımına dayanır; yaşamımıza anlam katan bu iç dünya, tüm ahlaki ve siyasi otoritenin de kaynağıdır. Bu, her bireyin özgür ve ebedi bir ruh olduğuna inanan geleneksel Hıristiyan inancının yeniden doğmuş hâlidir. Yine de geçtiğimiz iki yüz yıldan uzun bir süre boyunca, doğa bilimleri bu inancı sürekli zedelemiştir. İnsan organizmasının işleyişini inceleyen bilim insanları, ruh diye bir şey bulamamış ve giderek, insan davranışının hormonlar, genler ve sinapslar tarafından yönlendirildiğini, iradenin o kadar da etkili olmadığını iddia etmişlerdir. Davranışı belirleyen bu güçler şempanzeler, kurtlar ve karıncalarda da aynıdır. Hukuki ve siyasi sistemlerimiz bu tür uygunsuz keşifleri genelde görmezden gelir. Samimi olarak merak ediyorum, biyoloji bilimiyle hukuk ve siyaseti ayıran duvarları daha ne kadar koruyabileceğiz?
Yaşamıma bir anlam kazandırdığın için sana teşekkür ediyorum. Bütün bu başıma gelenleri yaşamak için gelmişim bu dünyaya: İntihar girişimi, kalbimi yıpratmam, seninle tanışmam, bu şatoya gelmemiz, hepsi yüzümü ruhuna nakşetmek içindi. Bu dünyaya bir tek nedenle gelmişim, anlıyorum, şeni resme, çıktığın yola yeniden döndürmek için. Yaşamımı boşa harcamadığımı bilmek istiyorum.
Yüzüme bak,” dedi sonra. “Ruhunun gözleriyle hatırla beni ki bir gün resmimi yapabilesin. İstersen başlangıç noktan yüzüm olsun, ama kesinlikle yeniden resme dön. Bu benim son isteğim.
“Çok mu erken, çok mu geç bilmiyorum, ama ben de sana söylemek istiyorum: Seni seviyorum. İstersen inanma, belki de benim budalalığımdır, öyle bir fantezidir.”