Insanoğlu dış görünüş ve protokolden başka bir şey düşünmeyen, yıllarca zihinsel ve fiziksel kuvvetini kendini geliştirmek için harcayıp, masada daha yüksek bir mevkie oturabilmek için çırpınan bir varlık.
Doğamız gereği, kendimizi diğerleriyle kıyaslamaya meyilliyizdir. Mutluluğumuz ve acılarımızda genellikle çevremizdeki nesneler ve insanlardan kaynaklanır. Bu yüzden, hiçbir şey yalnızlıktan daha tehlikeli değildir. Yalnızken, hayal gücümüz devreye girip, bizi kanatların üzerine alarak kendimizi herkesten daha aşağıdaymışız gibi hissettirir. Her sey normalde olduğundan daha yüce, bizden daha üstün görünür. Zihnin bu algısı gayet doğaldır.
Zayıflıklar ya da hayal kırıklıklarına karşın,devam etmeye kalktığımızda da diğerlerinin rüzgar ve dalgalarından yardım almalarına rağmen bizden daha geride olduklarını görürüz. Bir yarışta onlarla başa baş olmaktan ya da onları geçmekten daha güzel bir his yoktur.
İnsanlar hep aynıdır. Zihinsel güçleri ne kadar kuvvetli olursa olsun, tutkuyla kapıldıklarında ve kendilerini bir açmazda hissettiklerinde, ellerinden pek bir şey gelmez.
Insanlar bu dünyada birbirlerini ne kadar nadir anlıyorlar.