Dünyayı ve acılarını benimsemek ona büyüklük gibi görünmüştü bir an, çünkü yalnız kendi acılarına, kendi çelişkilerine katlanacağını sanıyordu. Başkalarının acılarına da evet demek söz konusu olunca, birden eli ayağı tutulur. Ters yöne doğru gider. Başkalarının acısı benimsenemiyorsa, dünyada hiçbir şey doğrulanmamıştır ve tarih hiç değilse bir noktasında, usla birleşmemektedir. Oysa tümüyle usa uygun olması gerekir, değilse, hiç de usa uygun değildir. Bir an için her şey doğrulanabilir düşüncesiyle yatışmış insanın yalnız başına karşı çıkışı, yeniden, yaman sözlerle çınlayacaktır.
Hegel’e göre, hayvanda bir dış dünya bilinci, bir de kendilik duygusu vardır; ama hayvan, insanı ayıran benlik bilincinden yoksundur. Bu bilincin gerçekten doğması ise, kişinin tanıyan özne olarak kendi bilincine varmasına bağlıdır. Öyleyse öncelikle benlik bilincidir. Benlik bilinci, kendi kendini kesinlemek için, kendisi olmayandan ayrılmak zorundadır. İnsan, varlığını ve farklılığını kesinlemek için, yoksayan yaratıktır. Benlik bilincini doğal dünyadan ayıran şey, dış dünyayla özdeşleşmesini ve kendini yitirmesini sağlayan basit izleme değil, dünya karşısında duyabileceği arzudur. Bu arzu zaman içinde kendine getirir onu, zaman içinde dış dünyayı farklı gösterir. Arzusu içinde, dış dünya kendisinin olmayandır, var olandır ama onun var olmak için kendisinin olmasını, artık var olmamasını istediği şeydir. Öyleyse benlik bilinci zorunlu olarak arzudur.