… Otobandan çıktı otobüs, yerleşim yerlerinin yakınından geçiyoruz, evlerin, bahçelerin… Yağmur çiseliyor, damlardaki kiremitlerin kırmızısı canlanırken gün soluyor. Şimdi kentte büyük koşuşturma var, okulların dağılma, iş yerlerinin kapanma, insanların soğurulmuş enerjileriyle duraklara üşüşme saatleri yaklaşıyor. Toplu taşıma araçları karnını açmış, yutarcasına içine dolduruyor insanları tıka basa. Kaynama noktasında zaman.
…adam, kadının ağzını öptü hoyratça...
Elimdeki kitaptan aynı satırı art arda okuyorum. Uzaklara gitmek. Bir yolcu otobüsünün penceresinden bakmak kayıp giden yeşil tarlalara, çıplak dağlara... Sonra bir mola yerinde inmek, ıslak gecenin kokusuyla sarmalanmak. Yabancı kalabalığın ortasında gürültü, karmaşa. Dudak izlerinden öpmek çay bardağının ılık ağzını. Sayısız insanın uğrak yeri tuvaletlerin, su lekeleriyle desenlenmiş yorgun aynalarında gerçek yüzümü aramak… Öylece kalakalıyorum aynanın önünde. Giren, çıkan, çarpan, giysilerime sürünüp geçen kadınları, ortamdaki sidik kokusunu yok sayıyorum. Aynaya bakıyorum, kendime, bana, içime, bize, bizden kalanlara… Bir an önce eve varmalı, eşyalarımı toplamalıyım. Gidiyorum…