... Seni bulduğum gece. Ezilmiş sütleğenlerin üstünde yatıyordun. Kim bilir hangi yırtıcı hayvanın pençesinden kurtulmuştun? İşi bitirilmiş, atılmıştın bir çalının dibine."
Parçalanmış ruhu sızıyordu gövdesindeki yarıktan. Mahallenin sahipsiz çocuğu, ayyaşın oğlu. Abi dediği, kimi zaman onda babasının sıcaklığını aradığı genç adamın yanına sığınmıştı o gece yine. (...) Sonra birileri gelmişti yanlarına. Kaç kişiydiler? Onu bu hale getirenler adamlığını, insanlığını unutmuş olanlardandı. Bir çocuğun etine göz dikmiş sırtlanlar ordusu. (...) içlerinden biri, abisi, başını da okşamıştı af dilercesine. En çok ondan iğrenmişti...
“Yanında oturan adam ne zaman sarılmıştı beline, öbür eli ne zamandır bacaklarının arasındaydı, ne zaman geçmişlerdi kuytudaki genişçe koltuğa? Ayakkabıları mı sıkmıştı ayağını, canı neden yanıyordu? Direnecek gücü yoktu artık. Gözlerini yumdu. Bir hamamın kapısından içeri daldı koşar adım. Yalınayak yürüyordu, apak mermerlerin üstünde. Giysilerini çıkarırken bir bir, günahlarını soyunuyordu. Büyük kurnanın başına oturdu. Kurnaya şakıyarak akan kaynar suyu, tas tas döktü belleğinde birikmiş sancılı duyguların üstüne..... Kırmızı rujlu dudaklarına, sabunu sürttü, sürttü… Bedenindeki ellerden, dudaklardan, dillerden arındı. Bebek pembesi yanakları gözyaşlarıyla yıkandı…
“… Deniz kıyılarında birtakım süprüntülere rastlanır. Ot mudur, yosun mudur, yani karaya mı aittir, yoksa denize mi, kestirilemez. Dalga, onları alır, sonra tekrar dışarı atar; gene alır, geri getirir; fakat en sonunda getirmez. İnsanların da böyle köklerinden kopmuş bir süprüntü kısmı vardır ki, iki alem arasında uzun müddet bocalar: Muvazenesizler..... yahut sadece talihsizler…”
"...Yaz gecesinin zambak kokulu sıcaklığı. Bahçenin karanlığında arkasından sarmalayıvermişti onu. Ensesindeki ılık soluk, gövdesini saran kollar. Boynunu yalayan soluğun sahibiyle yüz yüze gelmeye cesareti yok. Tasarlanmış değil, istem dışı bir karşılaşma, bir kesişme, kendini tutamama, ötesini düşünememe. Nasıl olduğunu anlamadan. Suskun gece. Üst üste iki gövde. Ezilmiş aslanağzı ve hüsnüyusufların kokusu siniyor tenlerine. Kız, kıpırtısız yatıyor, eşlik etmiyor. Yine de günahtan sıyıramıyor ruhunu, biliyor ki sessiz kalmak, onaylamaktır aslında..."