Anne olduğumdan beri evladımın hem benim bir parçam olduğunu hem de asla bana ait bir şey olmadığını kendime anlatmaya çalıştım. Tüm dünyam, hayatım evladım olmuştu olmasına ama daha 2 yaşında olmasına rağmen bile benden bu kadar bağımsız olmasına ne demeliydi? Sonunda fark ettim, o benim evladımdı evet ama Rabbimin de bir emanetiydi. Madem bana böyle mükemmel bir emanet verildi, benim tek görevim ona bu hayat yolunda yoldaşlık etmekti. Sürekli bunları düşündüğüm bir dönemde bu kitabı okumak kendim için çok önemliydi. Emanete nasıl sahip çıkmam gerektiğini bana usul usul anlattı, yazar hanımın eline sağlık... İlmine, kalemine sağlık Allah daim etsin ve hepimize yardım etsin.
Suskunluğun Yükü, Cengiz Şişman'ın tarihimizin en ilginç olaylarından biri olan Sabetayçılığı araştırdığı kitabı. 1666 yılında Yahudi bir alim olan Sabetay Sevi'nin kendini Mesih ilan ettiğini ve bir cemaat kurduğunu tarihle ilgili olan herkes az çok bilir. Sabetayçılık ismiyle bilinen ve Osmanlı toplumunda " dönme" denilen bu cemaat; dışarda Müslüman görünümlü ama içten içe Yahudilik inancı taşımaktadır. Bu "aşikar gizli" cemaatin 300 senelik macerasını ilgiyle okudum. Ve Sabetayçılığı araştırmak isteyen herkesin saçma sapan komplo teorileri ile uğraşacağına bu kitabı okuması bence yeterli. Tarafsız, tamamen belgeye dayalı ve asla sıkıcı olmayan bu eser böyle hassas konulara ilgisi olanların seveceği bir türden.
Çocukluğumdan beri klasikleri her daim yanı başımda tuttum. Rus klasiklerinden çok okudum çok da severim ama artık değişim ihtiyaç oldu ve Fransa'ya döndüm. Dönüşüm muhteşem oldu diyebilirim zira Notre Dame'ın Kamburu'nu okuyarak başka bir boyuta geçti klasik sevdam :))
Uzun zamandır bu kadar güzel ama bu kadar da yorucu bir şey okumadım. Kitap, resmen ilk bölümlerde ne kadar cahilsin keşke ölsen, dedi. Son 150 sayfada aldı, aldı vurdu duvara. Koskoca bir tarih, beyin fırtınası gibi tasvirler, hem yıpratan hem meraktan öldüren kendini bırakmayan bir şeydi elimdeki...
Tutku sınırsız olursa neler olur sorusunu sordum kendime? kendinden, inancından, bilimsel görüşlerinden, ailenden, kendi benliğini seve seve bir aşka vermenin şokunu yaşadım rahipte. Zavallı kamburun her anına acıdım, üzüldüm büyük bir saygı duydum, gözlerimi doldurdu o gariban:)
Esas kızımız Esmeralda ve annesi için ayrı yandım. Kendimde bir anneyim belki de o yüzden o acılarını o kadar içten hissettim bilmiyorum, çok doldum.
Neyse...sayfalarca yazabilirim ama bence kendiniz okuyun ve bu başyapıtın içinde kaybolun gitsin.
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
Ara Güler'i tanımak bir zamanların İstanbul'unu, Türkiye'sini, dünyasını tanımak bir yerde. Keyifliydi arada yazarın yorumları konudan kopardı ama güzeldi. Mimar Sinan hakkında dediklerini ise birkaç kere daha okuyabilirim.
Ara ile Bir AraEkrem Ataer · Librum Kitap Yayınları · 201891 okunma
Güzel başladı ama bittiğinde ne oldu şimdi dedim. Yarısından sonra akmadı sanki. Bir de kompleksli Ortadoğululardan gına geldi artık. Khalid Hosseini gibi.