Evet, üzgündüm, ama ne ağladım ne de arabayı kovaladım. Baba'nın arabasının kaldırımdan uzaklaşışını, ağzından çıkan ilk sözcük benim adım olan kişiyi götürüşünü seyrettim.
Bir karar vermek için son bir şansım daha vardı. Kim olacağıma karar vermek için son bir fırsatım. O çıkmaz sokağa girebilir, Hasan'ı kurtarmak için o oğlanların karşısına dikilir (tıpkı Hasan'ın benim için defalarca yaptığı gibi) ve başıma geleceklere katlanırdım. Ya da kaçardım.
Sonunda, kaçtım.
Ağzımı açtım, bir şey söylemeye hazırlandım, neredeyse söylüyordum: neredeyse. Söyleseydim, yaşamımın geri kalanı bambaşka olurdu. Ama söylemedim. Yalnızca bakmayı sürdürdüm. Donmuştum.
Hasan da gülümsedi. Ama onunki zoraki değildi. "Bilirim." dedi. Özü sözü doğru olanların ortak yönü de budur: Karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar.