Farah hany

Farah hany
@Faroha
Öğrenci
Türk Dili ve edebiyatı
Mısır
Kahire
9 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Kaldım bir gece gözlerinle yalnız, Ne çok hikayesi varmış anlatacakmış, Çok konuşkan badem gözbebekleriyle, Beni kalabalıkta da arar merakıyla, Bilmem ki içindeki sitem yoksa iştiyak, Fakat neyi hasret çeker gözlerimi tanımazsa... Kaldım bir sabah gözlerinle yalnız, Güneş parladı tam ortasında, Kırmızı gülistan göründü tam içinde, Ne kadar öfkeliydi masum gözlerime, Bilmem ki içindeki ateşi kim söndürecek, Fakat niçin o kadar alev alev yandı gözlerime bakmazsa... Özgürlüğü isterim artık onun esaretinden, Merhamet gösterse, çıksa gözlerimden, Zira yandığımda küllerimden dönmekten, Zira anka kuşu olup uçmaktan yoruldu gönlüm... İrkiliyor kalbim uşarsam ona gitmemekten, Ne olur benden usanıp vazgeçerse... Kaldım bir gün gözlerinle yalnız, Kırlangıç uçup kirpiklerinde yerleşti, Sana yalvarır gözlerimi salsan, Senden rica eder gözlerimi öldürmesen, Bir intihar olmasın bakış, bir şefkat olsun Olsun ki gönlüm biraz sükun bulsun...
Reklam
Asi bir köle, günahkâra Zayıf bir yaratık, muhtaç ruhuma Kerim Elini Hâlâ uzatmakta... Kanlı gözyaşlarımı billura dönüştüren, Çaresizliğimi umuda kaptıran, Sözlerin kulağımda hâlâ çınlamakta.... Ey muazzam Allah'ım benden sevgini alma, Ey cömert Mevlana'm cüretkâr nefsimden uzak olma, Sana ebedî aşkımla yaklaşmamı nasip et, Azap içinde kavranan aklımı azat et, Sevgim sonsuzdur, hep uğrundadır, Fanî dünyada çabam... Unutkân biriyim, yolundan şaşırım, Bazen faniliğe sürüklerim, gazapını unuturum... Şeytan beni aldatıp, sevgimi koparır, Bir köprü aramızda durur gibi günahlar, Saf bir şiir gibi işitilir o aşkım, Manalı bir söz gibi görünür sevgim... Kâinatta yeşil ağaçların, yücel dağların Kalbimdeki sevgiyi, hasreti çoğaltmakta... Bülbül penceremde hep konuşkan, hep gülmekte, Bana seni anlatır, tüm cihan gibi hep zikretmekte, Tüm yaratıklar gibi yüce ismini hep tekrar etmekte... Bir gün gelsem evine, ruhumu çağırırsan, Yüreğim umut eder ki sana layık olsam...
İnsanın bir yuvası olmalı... Öyle sıcak, öyle sevimli Öyle hayat dolu, öyle samimi İnsanın bir yuvası olmalı Bir hapis değil aradığımız, Bir sığnağı istediğimiz, Ondan kaçmak değil, Kucağına koşmayı arzuladığımız... Hasret olmasın aradığımız diyarlarda, Bir veda olmasın yaşadığımız topraklarda, Koparmasınlar bağışladığımız sevgileri, İnsanın bir yuvası olmalı... Bastı ayağım bir diyarı, Yeri öyle tozlu, öyle narin, İçi öyle kederli, öyle avare Alamadım bir sevgi diyardan, yangın aldığım... Kömür gibi oldu diyara dönüş, Dert gibi oldu diyara gidiş, İster gönlümüz hiç bir dönüş olmasın, Arzu eder gönlümüz gurbete çıkılsın, İnsanın ruhunu saran bir yuvası olmalı...
susarak bağırmak gibi acımasız bakışın... Haketmediğim bir hasret gibi günahlı, şefkatsız, Bütün cihan sustu bir tek gözler konuşup durdu, Susarak bağırmak gibi acımasız bakışın... Çok mahcup gözlerin, saklanır, Âlemin sırrı içinde taşır, Gözbebeklerin susmaya sığınır Susarak bağırmak gibi acımasız bakışın... Yenilgi sana galip geldi, yorulmuşsun Yardıma çok muhtaçsın, kaybolmuşsun Sevdaya düşkünsün, usanmışsın Susarak bağırmak gibi acımasız bakışın... Çok yüksek gözlerinin feryadı, Kulağıma değil, kalbime sızdı... Çok masum dudaklarının sözleri, Aklımda değil, içimde kazıldı... Gelişin Julio Iglesias'in şarkılarını, Gedişin hain bir hançeri, Susuşun öfkeli bir karayeli, Konuşman hazin çalan bir kemanı andırır... Karışık harflerimle sana bir tablo çizeyim, Bana ait bir yar değilsin, lakin bu yarayı sarayım, Temkinli adımlarımla sana yaklaşayım, Benim sevdam değilsin, lakin sana aşkı vereyim, Yıpranmış cümlelerimle eski bir mektup yazayım, Adresin ajandamda değil, lakin sokaklarda dolaşayım...
On iki meydanında saat beş, Sanki güneşbatımı vücudumuza sızıyor, Tüm ahbaplar burada herkes gülüyor, Hayat ne kadar çok basit, çok sadeymiş meğer... On iki meydanında saat beş, Dostluk, kardeşlik yan yana oturur, Havaya cennetin meltemi gelir, Çiçekler yavrularını saldı yeşil meydana... On iki meydanında saat beş, Billurların saflığı gibi parladı çocukluk, Sadık ordular gibi göründü sadakat, Annelerin şefkati gibi okşadı saçlarımıza eller... On iki meydanında saat on, Süsledi yıldızlar siyah evini, Uçtu yarasalar ağaclara, Esti bir sakinlik kalabalık etrafımıza, Sanki birbirimizi içerden duyuyorduk... On iki meydanında saat on, Ne çok toplandı hayaller top gibi, Fakat olduk biz bir ateş topu, Yaktık meydanı, öldürdük yarasaları... On iki meydanında Seher vakti, Yeşiller kül olup savruldu, Hainlik sonucu kanlı bir savaş meydanına döndü, Sezar'ın hayal kırıklığı gibi öldürüldü çocukluk...
Reklam