Evet, kadın olmak başlı başına bir ihtilaldi.
Her gün bir zihni fethedip varlığını olduğu gibi kabul ettirmekle geçen, seni etten oluşmuş bir dekolte olarak görme eğilimindeki ahmaklara sınırlarını bildirmekle devam eden, gündelik... ama sonsuza kadar süren bir ihtilal.
Direnişin ta kendisiydi!
Kemik suyudur anne sütü. Biz dişiler kemiğimizin içinde ne varsa çeker, kemiğimizi suya çevirir ve yaşamak için kendimizin en büyük ihtiyacı olan bu suyu; bedenini taşıması, yaşaması, sağlıklı olması için bebeğimize veririz.. Dünyada doğmuş her çocuğu bir kadın doğurmuştur ve doğan her insan annesinin kemik suyu ile beslenmiştir.. insanlık var olduğundan beri anneler yavrularını var edebilmek için onları kendi kemikleri ile besleyerek büyütmüştür. Anneler.. yani kadınlar, insanı, toplumları, dünyayı doğuran.. sürekli doğuran, doğurduğu yaşatmak için kendi canından veren bir organizma, seven adanan, çok seven, çok sevdikçe daha da adanan organizmayız biz.. kadınlar. Erkek kendisi için yer gelişir, kaslarını çalıştırır, kadın yavrusu için yer yavrusuna sağlık verebilmek için gelişir ve kemiğinden aldığı suyla beslediği yavrusu yüzünden asla kasları gelişmemiştir. Ve erkek sürekli avlanarak, yaşamak ve ailesini yaşatmak için öldürmek zorunda kalarak, binlerce yıl savaşarak yaşamış, şiddete alışmıştır. Evet, erkek bu yüzden güçlüdür Selim.
Sevgisizlik resmen bi hastalıktı, henüz tıp dünyasında adı konmamış, insanlığı bozan, yıpratan, dünyayı cehenneme dönüştüren bir hastalıktı ve belki de bulaşıcıydı.”