Elin, bir "insan" değil, bir "skandal" olarak yürüyordu o koridorda. Coleman bir cerrahtı; o hastanenin altın çocuğuydu, neşteriyle hayat kurtaran, zekasıyla hayranlık uyandıran dokunulmaz bir tanrıydı. Elin ise o tanrının kusursuz imajına leke süren bir "hata" gibi görülüyordu.
İnsanlar başlarını önüne gömmüştü çünkü Elin’in yüzüne bakmak, Coleman’ın ne olduğunu bildikleri gerçeğiyle yüzleşmek demekti. Bakarlarsa, suskunluklarının suç ortaklığına dönüşeceğini biliyorlardı. Görünmez olmuşlardı; çünkü Elin’i görürlerse, vicdanlarını da görmek zorunda kalacaklardı.