Selinay Sandra Şentürk

Selinay Sandra Şentürk
@Fathersprincess
“Feministim. Erkek muhabbet isteklerine kapalıyım. Zihinsel sığlığa tahammülüm yok ,zihinsel derinlikle ilgileniyorum. (Avukat)
Yazar adayı hukukçu
Hukuk fakültesi
32 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
Elin, anahtarı nihayet çantasına dikiş yerinin arasından bulup titreyen elleriyle kapıyı açtığında, evinin o tanıdık kokusu burnuna bir yabancı gibi çarptı. İçeri girdi, kapıyı kapattı ve üç tur kilitledi. Ama duvarlar üzerine geliyordu. Sanki evin içindeki oksijen çekilmiş, yerine Coleman’ın o ağır, steril parfümü ve lüks arabasının deri kokusu dolmuştu. Evin ortasında, mutfaktaki ahşap sandalyeye bir ceset gibi yığıldı. Kollarını yanlarına bıraktı, başı geriye düştü. Şakaklarında ritmik, balyoz gibi inen bir ağrı başladı. Zonklama... Her kalp atışında "Coleman" diye vuran bir nabız. Gözlerini kapattığında malikanedeki o loş ışığı, gözlerini açtığında ise sandalyede oturan bu ruhsuz bedeni görüyordu. Dakikalarca, belki de saatlerce o sandalyede, kıpırdamadan durdu. Sonra ani bir mide bulantısıyla ayağa kalktı. Duşa girmeliydi. Üzerindeki o "dokunuşları", o ellerin izini, o gecenin kirini söküp atmalıydı. Banyoya girdi, ışığı açmadı. Karanlıkta, bir hayalet gibi soyundu. Suyu açtı; ama suyun sesi bile ona bir tehdit gibi geldi. Kimseyi uyandırmamalıydı. Kimse onun bu halini görmemeli, kimse "Neden bu haldesin?" diye sormamalıydı. Sessizce, hıçkırıklarını içine akıtarak yıkandı. Su soğuktu ama o hissetmiyordu. Derisini kazırcasına ovaladı; sanki üst derisini tamamen sökebilse, o geceyi de silebilirmiş gibi... Banyodan çıktı, bornozuna sıkıca sarıldı. Islak saçlarından damlayan sular omuzlarından süzülürken yatak odasına girdi. Gözü yatağına ilişti. O beyaz çarşaflar, o yumuşak yastık... Birden duraksadı. Yatağı ona yabancı göründü. O yatak, Elin'in eski hayatına aitti. Coleman’ın dokunmadığı, tecavüzün uğramadığı o masum günlere. Şimdi o çarşafların arasına girmek, sanki o kirli anıyı temiz bir yere taşımak gibi hissettirdi. O yatakta uyuyamazdı; orası artık
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Elin, apartmanın buz gibi girişinde, telefonun ekranından sızan o çiğ ışığın altında tek başınaydı. Telefon, titreyen parmaklarının arasından kayıp beton zemine çat diye düştüğünde, kalbi ağzına geldi. O ses, sessiz sokakta bir silah patlaması gibi yankılanmıştı. Elin, dizlerinin bağı çözülmüş halde yere çömeldi. Telefonu yerden alırken ekranda parlayan o mesaj, bir bıçak darbesinden daha çok canını yaktı: "İyi geceler Elin. Bu akşam için teşekkür ederim, rahat uyu." "Rahat uyu." Coleman, az önce bir kadının ruhunu paramparça etmemiş gibi, sanki sadece şık bir akşam yemeğinde ona eşlik edilmiş gibi teşekkür ediyordu. Bu kelimeler Elin’in zihninde yankılandıkça, az önce yaşadığı dehşeti sorgulamaya başladı. Bir canavar, kurbanına "rahat uyu" diyebilir miydi? Eğer o bu kadar huzurluysa, Elin neden nefes alamıyordu? Telefon yerden bir uyarı sinyaliyle daha inledi: "Eve girdin mi?" Elin, neredeyse tuşları göremeyerek, korkuyla karışık bir aceleyle yazdı: "Hayır girdim evdeyim." Hemen arkasından gelen cevap, Coleman'ın hâlâ orada, sokağın bir köşesinde ya da zihninin tam ortasında olduğunu kanıtlıyordu: "Girmediysen, kapıdaysan seni geri alabilirim." Elin dehşete kapıldı. "Geri almak." Bu kelime bir yardım değil, bir geri çağırma, yarım kalan bir infazın devamı gibiydi. "Hayır!" diye fısıldadı karanlığa. "Hayır, evdeyim." Hızla çantasını karıştırmaya başladı. Makyaj malzemeleri, staj defteri, cüzdan... Ama anahtar yoktu. Çantanın dibindeki o boşluk, Coleman'ın yarattığı o karanlık kuyuya benziyordu. Elleri zapt edilemez bir şekilde titriyor, metalin metale sürtünme sesini duymak için dua ediyordu. "Eğer bulamazsam ne yapacağım?" Bu saatte bir çilingir çağırmak, bir yabancının kapısına gelmesi, açıklama yapmak... Hayır, Coleman'ın her şeyi izleyen gözleri varken
1000Kitap
Arabanın içindeki hava, dışarıdaki geceden daha ağır ve daha zehirliydi. Elin, sağ koltuğun o kusursuz deri döşemesinde, sanki bir cesetmiş gibi kaskatı oturuyordu. Birkaç dakika önce malikanenin o loş ışıklı, steril odasında ruhu sökülmüş; bedeni bir savaş alanına dönmüştü. Ama şimdi, Coleman direksiyonun başında, sanki sadece bir akşam yemeğinden dönüyorlarmış gibi bir soğukkanlılıkla yolu izliyordu. Coleman’ın yüzünde asılı kalan o hafif, memnun gülümseme... Elin’in zihnindeki tüm mantık silsilesini darmadağın eden asıl işkence buydu. Elin, bakışlarını camdan dışarı, hızla akıp giden karanlık ağaçlara dikti. Kendi yansımasını bile görmek istemiyordu. Zihni, hayatta kalabilmek için gerçekliği eğip bükmeye başladı. “Belki de ben yanlış anladım,” diye düşündü, bir umuda tutunur gibi. “Tecavüz olsaydı, şu an burada böyle gülerek araba sürüyor olabilir miydi?” Coleman’ın o narsist neşesi, Elin’in yaşadığı dehşeti bir hayale dönüştürmeye çalışıyordu. Bir insan, bir canavarlık yapıp nasıl bu kadar huzurlu kalabilirdi? Eğer o huzurluysa, o zaman sorun Elin’de miydi? “Hayır, ben hocamla... Yapmış olamam,”* diye fısıldadı içindeki ses. “O koskoca cerrah. O saygın Dr. Coleman. Bu bir kâbus olmalı.” Ama bedeni yalan söylemiyordu. Omuzlarındaki sızı, bileklerindeki o görünmez baskı izleri, kasıklarındaki o keskin sancı... Gerçeklik, Coleman’ın gülümsemesinin altına sızmaya çalışıyordu. “Ben Elin’im,” dedi kendi kendine. “Ben istemedim. Dur dedim. Hayır dedim. Duymadı.” Coleman, vitesi değiştirirken eli hafifçe Elin’in olduğu tarafa yaklaştı. Elin, sanki derisine kızgın bir demir değecekmiş gibi irkildi, kapıya daha da sindi. Coleman bunu fark etti ama istifini bozmadı. Islııkla karışık hafif bir mırıltı çıkardı; sanki başarılı bir ameliyattan çıkmış, evine giden gururlu
1000Kitap
Gecenin karanlığı, Coleman’ın malikanesinin yüksek duvarlarından sızan soğuk ışıkla daha da koyulaşıyordu. Elin, kapının önünde durduğunda ciğerlerine dolan hava sadece oksijen değil, saf bir tekinsizlikti. Uzaklardan gelen bir köpeğin uluması, boş sokaklarda yankılanıp zihnindeki alarm zillerini çalıyordu. Adımları geri geri gitmek istiyordu ama bedeni sanki o anın içinde değil de, birkaç metre yukarıdan kendini izleyen bir yabancıya ait gibiydi. Kalbi, göğüs kafesini zorlayan ritmik bir davul gibi çarpıyor, şokun o uyuşturucu etkisi damarlarında geziniyordu. Tam o sırada, arkasında Coleman’ın gölgesi belirdi. Modern bir canavarın ayak sesleri kadar sessiz ve kararlıydı. Cebinden çıkardığı anahtarın düğmesine bastığında, lüks aracın farları karanlığı bir bıçak gibi yardı. O an, o ışık Elin’e bir kurtuluş değil, bir avcının projektörü gibi göründü. "Arabaya bin, gidelim," dedi Coleman. Sesi, bir tekliften ziyade, reddedilmesi imkansız bir doğa kanunu gibiydi. "Seni evine bırakacağım." Elin, dudaklarını birbirine bastırdı. Boğazındaki o düğüm, kelimelerin dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Kasları kilitlenmiş, zihni bir labirentin içinde çıkışsız kalmıştı. Cılız, rüzgarda kaybolup gidecek kadar zayıf bir sesle mırıldandı: "Bana... bana bir taksi çağır." Coleman’ın bakışlarında en ufak bir yumuşama olmadı. O kibirli, her şeyi kontrol etmeye alışmış gözler, Elin’in üzerindeki etkisini ölçer gibi boş boş baktı. Bir saniyelik o sessizlik, Elin için asırlar kadar uzundu. "Olmaz Elin," dedi Coleman, sesindeki otoriteyi bir kırbaç gibi şaklatarak. "Seni ben bırakacağım. İtiraz istemiyorum." Elin, çaresizlikle etrafına bakındı. Malikanenin devasa ferforje kapıları, ıssız cadde, tek bir insanın geçmediği o zifiri karanlık... Taksi durağı kim bilir ne kadar uzaktaydı? Bu
1000Kitap
Coleman’ın biblosu sadece kariyeri değildi; onun biblosu, insanların ona duyduğu mutlak güvendi.
1000Kitap