Rağbet görmeyen fikirlerin özgürce dile getirilmesi, onları bastıracak konumda bulunabilecek herkesin önemli ölçüde dayanıklılık ve toplumsal disiplin sahibi olmasını gerektirir.
Müslümanlar, ihtiyaç duydukları her durumda, kendilerine en fazla vaatte bulunan yardım kaynaklarına başvurdular; bunlar da çoğunlukla şehirlerin kesinlikle her yerde büyük itibar gören yüksek kültürüyle ilişkilendirilerek onaylanan pratikler oldu. Şehirli seçkinlerin davranışlarının kırsal kesimde yayılmasıyla birlikte yerel hurafeler de daha incelikli töresel bilgilerle desteklendi, bununla birlikte bu da köylünün ekonomik ve toplumsal olanaklarına bağlı olarak çarpıtıldı ve bayağılaştı. (177)
Başka yerlerde olduğu gibi İslam dünyasındaki olağan yaşamda da sınıflar arasında doğrudan uygulanan daha gayrı resmi kısıtlamalar daha fazla işe yarıyordu. Nüfusun geneli bazen, egemen sınıflara pahalıya mal olan ayaklanmalarla kendi hassasiyetlerinin dikkate alınmasını sağlayabilirdi. Esnaf ve tüccarlar ise -yeni bir vergi ya da aralarından birine kötü muamele edilmesi gibi- ciddi bir aşırılığı protesto etmek için daha değerli bir silaha sahiplerdi: Hep birlikte dükkânlarını kapatabilir, böylece kasaba yaşamının ve onunla birlikte orduya erzak tedarikinin de durma noktasına gelmesini sağlayabilirlerdi. Sadece tam anlamıyla güçlü bir hükümdar böyle bir hamleye zor kullanarak etkili bir karşılık verebilirdi. Bununla birlikte Şeriat’ın eşitlikçi öğretisi ne ayrıcalıklılar arasında özel soyluluğu ne de tebaanın örgütlü direnişini destekliyordu.
Medreseler merkezileşmiş bürokrasiye yönetici kadrosu temin etmeyi başaramadılar. Bunun yerine Müslümanların birliği davasına farklı yollardan hizmet etmeyi başardılar. Medreseler İslam dünyasının dört bir yanına yayılırlarken nispeten yeknesak eğitim müfredatları sayesinde Sünnî ulemâ arasında yerel siyasi koşullardan bağımsız, evrensel bir birlik ruhunun gelişmesini sağladılar. Böylece medrese, Müslüman cemaatinin Medine’deki ilk cemaatten beri var olan yeknesaklığını daha kurumsallaşmış yollardan devam ettirmenin önemli bir aracı haline geldi.
Uyumsuzun ilk gerçeği meydan okumadır. Bu meydan okuma, bu şahlanış hayata gerçek değerini verir, bir hayatın uzunluğu üstüne yayılmış olarak büyüklüğünü yeniden yerine getirir. Gözleri bağlanmamış bir insan için kendisini aşan bir gerçekle çarpışan zekanın görünümü kadar güzel bir görünüm yoktur.