Gittikçe gerçeklik tabanından uzaklaşan kavramlaştırmalarla düşünme süreci ve onun ürünü düşünceler çetrefilleştikçe dil de alabildiğince karmaşıklaşır. Bu durum, tek tek kişiler için olduğu kadar toplumların dili için de söz konusudur. Bir kimsenin duyup düşünme seviyesi neyse, dilinin sınırları da üç aşağı beş yukarı odur.
Kavramlı dil, düşünme işleyişiyle önemli ölçüde çakıştığından, düşünüş, karmaşıklaşıp inceldiği oranda dilin ifade gücü de artar. Doğrusu, ikisi birbirini döller. Gerçeklik dünyasında yüz yüze gelinen yeni vakıalar, yeni varolanlar, dilde karşılıklarını beklerler. Algılanıp idrak olunan varolanların kavramlaştırılıp sözelleştirildikleri merci, düşünme etkinliğinin başgösterdiği zihindir.
Duyup düşündüklerimizin ne kadar da azı dile getirilebiliyor. Hele duyup düşündüklerimizi kağıda geçirmeye davrandığımızda, bunların, anında sırrolduklarını farkediveririz.