Gittikçe gerçeklik tabanından uzaklaşan kavramlaştırmalarla düşünme süreci ve onun ürünü düşünceler çetrefilleştikçe dil de alabildiğince karmaşıklaşır. Bu durum, tek tek kişiler için olduğu kadar toplumların dili için de söz konusudur. Bir kimsenin duyup düşünme seviyesi neyse, dilinin sınırları da üç aşağı beş yukarı odur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kavramlı dil, düşünme işleyişiyle önemli ölçüde çakıştığından, düşünüş, karmaşıklaşıp inceldiği oranda dilin ifade gücü de artar. Doğrusu, ikisi birbirini döller. Gerçeklik dünyasında yüz yüze gelinen yeni vakıalar, yeni varolanlar, dilde karşılıklarını beklerler. Algılanıp idrak olunan varolanların kavramlaştırılıp sözelleştirildikleri merci, düşünme etkinliğinin başgösterdiği zihindir.
Duyup düşündüklerimizin ne kadar da azı dile getirilebiliyor. Hele duyup düşündüklerimizi kağıda geçirmeye davrandığımızda, bunların, anında sırrolduklarını farkediveririz.
Depresyon, saldırganlık ve bağımlılık gibi yaygın durumlar, altlarında yatan varoluşsal boşluğu tanımadığımızda anlaşılır değildir. Bu aynı zamanda emekliler ve yaşlıların da krizidir.