Ayrılık kelimesi canımı acıtıyor. Hakikat de canımı acıtıyor, var olmak da. Canım çok acıyor. Can, içinde bir yerlerde derin bir yarayla yaratıldı çünkü. Kim dokunursa acıması da bu yüzden.
Aşk, razı gelinen bir körleşme biçimidir.
Aşk, âşık olduğunun yüzü dışında bütün ışıkların sönmesidir. Âşık olduğun kadının bakışlarından başka hiçbir aydınlığın kalmamasıdır yeryüzünde.
Özgür'ün bir cümleyi öğeleriyle birlikte kurma gücünü yitirmesinin üzerinden epey zaman geçmişti. Önceleri konuştuğu insanlar cümlenin yarısından sonrasını merak etmemiş, biraz zaman geçtikten sonra da kendisi, cümlenin yarısından sonrasının beyhude olduğuna kanaat getirmişti. Bakmış ki gerek yok, susmuş.
" Al bu benim kalbim, sana bakınca göğsüme paramparça ediyor, sana baktıkça göğüs kafesim paramparça oluyor, al bak bu benim kalbim, senden ayrı kalınca gözümdeki uykuyu, ayaklarımdaki dermanı, gözümdeki feri, ağzındaki tadı, dilimdeki kelimeleri alıyor, sen oradayken bu kalp bana fazla, bu kalp bana büyük, bu kalp bana ağır, al bu benim kalbim, sen uzaktayken, yanımda değilken yani, karanlıkta kalıyorum bunun yüzünden, sen olmayınca bu kalp, kalp değil yara oluyor bana, insanın kalbinde yara olmaz mı, olur elbette ama bu öyle değil, kalpte yara değil kalbim yaranın kendisi oluyor, al bak bu benim kalbim senin olsun"