Başka birisine kendi ayaklarımın üzerinde duramadığım için bağlanıyorsam, karşımdaki insan bir cankurtaran olabilir belki, ama aramızdaki ilişkiye sevgi diyemeyiz. Çelişik gibi algılansa da, yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur. Kendi başına kalmayı deneyen herkes, bunun ne kadar zor olduğunu anlayacaktır.
Günümüz insanı ya geçmişte ya da gelecekte yaşar, ama gününü yaşayamaz. Hüzne kapılıp çocukluğunu, annesini anımsar ya da gelecekle ilgili mutluluk planları yapar. Sevgi, ister başkalarının kurgulanmış maceralarını paylaşarak ikinci elden olsun, ister o an değerlendirilmeyip geçmişe döndürülerek ya da geleceğe ertelenerek yaşansın, bu soyutlaştırılmış, aslından uzaklaştırılmış sevgi biçimi, gerçekliğin acılarını, bireyin yalnızlık ve kopmuşluk duygularını hafifleten bir uyuşturucu madde yerine geçer.
Dünya sadece bizim açlığımızı gidermek içindir, o kocaman bir elma, kocaman bir şişe, kocaman bir memedir ve bizler de hiç durmadan bir şeyler bekleyen, bir şeyler uman ve hep düş kırıklığına uğrayan bebekleriz. Kişiliğimiz almak, takas etmek, pazarlık yapmak ve tüketmek üzere ayarlanmıştır. Her şey ister maddi ister manevi değiş tokuş edilecek, tüketilecek bir nesnedir.
Kapitalizmin insan sorunu şöyle tanımlanabilir: Çağımız kapitalizmi, bir arada kolayca çalışabilecek, gittikçe daha fazla tüketmek isteyen, beğenileri standartlaşmış, kolayca etkilenebilen çok sayıda insana ihtiyaç duyar. Kendini özgür ve bağımsız hisseden, herhangi bir otoriteye, ilkeye ve vicdana ihtiyaç duymadığını sanan insanlar ister bu insanlar yine de yönetilmeye, kendilerinden bekleneni yapmaya, toplumsal çarka hiçbir sorun yaratmadan uymaya hazır olmalıdır; Zor kullanmaya gerek kalmadan güdülebilen, öndersiz yönetilebilen, beklentileri karşılamanın, sürekli hareket
halinde olmanın, çalışıp işini tamamlamanın dışında hiçbir amacı olmayan insanlar.
Bunun sonucu ne olmuştur? Çağdaş insan kendisine çevresindeki insanlara ve doğaya yabancılanmıştır.