Bu can sıkıntısı, modern insanın anlam kaybına uğradığının bir belirtisi. Anlamın olmadığı bir dünyada insan sıkılır. Ne için yaşıyorum, hayatımın hizmet ettiği değer nedir , hayatımın aktığı yön neresidir sorularına doğru ve tatmin edici cevaplar bulamayan insan , anlamsızlık girdabına kapılıyor, sonra onun için bitmek tükenmek bilmeyen bir can sıkıntısına dönüşüyor. O can sıkıntısından bir sürü kötülük de üreyebilir . Şiddet de oradan üreyebilir. Albert Camus' nün Yabancı' sını hatırlayalım ; karakterin birden canı sıkılır ve bir adamı öldürür.
Halden şikayet bir süre sonra hiçbir şey yapmamamın özrüne dönüşüyor. Bizim toplumumuzda yaygın bir durum. Oysa inançlı insan ümitsiz olamaz çünkü ümitsizlik haramdır. Belki havf ve reca arasında salınmali ama topyekûn yeise düşmek aksiyoner , inanç sahibi insana yasaklanmıştır.
Kalp tasfiye oldukça oraya başka akisler düşüyor. Ayna metaforu vardır bizde; kalp aynaya benzetilmiştir. Temizlendikçe parlar, ilahi neşelerle o kalp ışık saçar , parladıkça başka akisler oluşur , an gelip ayna artık parlamazsa , bir de aynaya endişe ve hırs hâkim olursa her endişe bir is olarak o aynaya işler. Leke, leke üstüne ; is katmerlenir , Süleymaniye Camii'nin is odası gibi olur.
Batı köleliği kaldırdığını ilan ettikten sonra da on binlerce Müslümanı savaşlarla köleleştirmeye devam etti. Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur ki: Batı; farklı muhtevadaki toplantılarının sonuç bildirilerinde hak, adalet, eşitlik ve emek gibi kelimeleri insanları daha rahat sömürmek için kullanmaktadır.