Varlığın mucizesi, küçük “anlam anları”nda saklıdır. Çocuğunuzun nefes alış verişinde, iyiliğin yüreği ısıtmasında, derin insani bağların verdiği sıcak duygularda…
Bir başka şey daha var ki galiba en çok bunun için yazıyorum. Başka yaralı ruhlara sokulmak, onlarla dertleşmek, hemhal olmak için yazıyorum. Onlara, “ Bak şöyle de bakabiliriz bu meseleye” diyebilmek için. Onların elemine ortak olabilmek, elem denizinde onlarla birlikte yüzmek, ruhun derin yaralarına, bir ip sarkıtmak için yazıyorum…
Bir söz, yaralı bir kalbe değiyor ve onu pişmanlık kuyusundan çıkarıyor. Bir söz, uyuşmuş bir ruha su serpiyor ve onu uykulardan uyandırıyor. Belki bu dünyada bir işe yaradığımdan emin olmak için yazıyorum.
Albert Camus, Veba’yı yazdığında temel meselenin şehri kuşatan değil bizi içten içe çürüten veba olduğunu düşünüyordu. Ona göre, salgın günlerinde insanda takdir edilecek şeyler, kınanacak şeylerden daha fazlaydı. “Kışın ortasında, içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu farkettim.” yazacaktı.