Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
İnsanın içinde tamamlanmamış bir kelimenin varlığında can bulan baba! Bir türlü sığamadığın bir dünya ağrısı bırakır insanın içine, kimi yaşanmamışlıklarla kimi yaşanamamışlıklarla. Hele ki nedenini bilemediğin cevapsız kalan sorularla boğuşurken, geçen yirmi beş yıl sonu elinde kalan sadece son üç gün, bir fotoğraf ve bir bağlama ise. Hesaplaşmalar yersizdir, her adım bir kahroluştur. Baba demek için ağızdan çıkacak iki hece hep yarım kalır 'Ba' ile. Tek tesellin son arzusunu yerine getirebilmek olur ya da olamaz, kim bilir.
Yazar yirmi beş yıllık bir hasretin özleminde bir baba-oğul son üç gününü anlatıyor. Hüzün, pişmanlık, çaresizlik, hasret, öfke, aşk, bağlanamama, tutku vb birçok duyguya bir arada yer veriyor. 'Ucunda Ölüm Var' da olduğu gibi düz bir anlatımla ilerlerken arada şiirsel anlatıların yer alması cezbedici bir okuma serüveni yaşattı yine. Yolculuk boyunca yer yer merak uyandırıcı bölümlerin bazen açık anlatıya sahip olmaması, hikâyeyi daha gizemli kıldı, bir kısmını okura bıraktı.'Babamın Bağlaması'nı okumak için ise aşırı istek uyandırdı.
"Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı
Tevessül diber-i yare benim arzum nigâh kaldı."
Şair Rıfat S.11
"Dudakların nasıl ürkek, ne kadar uzakta sesin
Sen gece gelen konuk, hiç kimsenin ve herkesin."
Yağmur Atsız- Gece Gelen Konuk S.25
"Kendime bile anlatamadığım, kim olduğunu bir türlü kavrayamadığım, ruhunda hangi fırtınaların koptuğunu bilmediğim, hiçbir paye biçemediğim, en ufak bir mertebe yakıştıramadığım, ömrünü bir bağlamanın peşinden oradan oraya sürüp duran bir babayı başkalarına serinkanlılıkla nasıl anlatacaktım ki!" S.56
"Bir babanın