"Alex arkasına yaslandı. "Gölün ortasında, tek başıma kanodaydım. Soğuk bir kasım günüydü. Göle açılmadan önce hava açıktı. Ama sonra kapandı ve bir anda yağmaya başladı.Bilirsin, sağanak yağmur ve iliklere işleyen bir soğuk. Geri dönmeye karar verdim. Sabah gezintimi mahvettiği için gökyüzüne lanet ediyordum. O zamanlar her şeye lanet ediyordum," diyerek kendi kendine gülümsedi. "Derken bir şey farkettim. Gökyüzüne baktım. Yağmur yağıyordu ve kuşlar- hepsi dışarıda kanat çırpıyor ve bir o yana bir bu yana uçuyorlardı. Ozamana dek kuşların yağmurdan etkilenmediklerini hiç fark etmemiştim. umurlarında bile değildi belki yağmur türlerine değdiğinde biraz kabarıp silkeleniyorlardı. Belki yuvalarına dönüp bulutlar geçene dek beklemeye karar veriyorlardı. Ama bağırıp, lanet edip , karşı çıkıyorlar mıydı? Hayır. Kabulleniyorlardı. Her zaman yaptıkları gibi cıvıldayıp şarkı söylüyorlardı. Ufak bir fırtınanın günlerini,hayatlarını mahvetmesine izin vermiyorlardı."
"Sanki biri elime kocaman,nadir,kristal bir vazo tutuşturmuş ve onu ömrümün geri kalanı boyunca taşımamı söylemişti. Bense her gün,her saniye, onu elimden düşürüp paramparça oluşunu seyretmenin eşiğine geliyordum."