Ta yanı başında bir ses:
"Cemil, niçin karanlıkta yalnız oturuyorsun?" diyordu.
O zaman titreyerek ayağa kalktı:
"Geliyordum, anne!" dedi ve bu ümitsiz hayat, yavaş yavaş, bu siyah geceden, şu yokluğun cazibeli renginden ayrılarak, annesini takip etti.
İşte, işte, görüyor, gözlerinin önünden yağan bu siyahlıklar, denize döküldükçe son bir ezgisiyle boğulan bu karanlıklar, işte bunlar o rüya hayatının üzerine çekilen bir yas kefeni değil miydi?
Aman ya Rabbi! Sevmek bu muydu?
İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey... Sevmek bu muydu?