Fakat Halep'e gider gitmez bir rüya görür: Kendi boynuna bir zincir sarılır ve ucunu Ankara'daki Hacı Bayram çeker. Bu rüyadan, irşadının Hacı Bayram'ın elinde olduğunu anlar ve tekrar Ankara'ya giderek onun dervişi olur.
Fakat Ankara'da, onun Hacı Bayram'a dervişi olması kolay olmaz. Akşemseddin, oraya gittiği gün, Hacı Bayram, dervişleriyle beraber orak biçiyordu. Akşemseddin de aralarına girip orak biçmeye başlar. Fakat Hacı Bayram, vaktiyle kendisine hor baktığını, manevi bir kuvvetle bildiği Akşemseddin'in yüzüne bakmaz. Orak biçme bittikten sonra Hacı Bayram, eliyle dervişlerine yemek hazırlar, bundan köpeklere de hisse ayırır ve Akşemseddin'i yemeğe çağırmaz. Fakat Akşemseddin, köpeklerle yemek yemeye başlar. Bunu gören Hacı Bayram: "Ey kösec gönlü-müze girdin, beri gel!" der' ve Fatih'in müstakbel Akşemseddin'i Hacı Bayram'ın dervişi olur.
Artık Akşemseddin'in ilmi gibi maneviyatı da olgundu; hem veli idi, hem doktordu..
İstanbul'u iki şey fethetti: Fatih'in topları ve Fatih'in burnu.
Fatih'in fezaya saplanan kemerli, sivri sinirli burnunda korkunç bir güzellik var. O buruna fetih yakışır.
Bazı ressamlar, onun burnunu yassı yapıyor. Bunların yaptığı burna, ancak nezle yaraşır.
İstanbul'u ikinci alan şey "top"tur. İkinci Sultan Mehmed'e İstanbul fethini affetmeyen bazı Avrupa tarihçileri bile, Fatih'in topa verdiği ehemmiyeti medhetmekle bir leşirler.
Bu tarihçilerden biri hülasaten şöyle der:
Dünya tarihinde belki en tanınmış muhasarası olan Istanbul muhasarasının en ayrı olan tarafı topçuluğun bu harpte mutâd üstü bir surette kullanılmasıdır.