Kitapta iki farklı hayat ama tek bir ortak nokta var. İlk bölümde İskender' in, ikinci bölümde ise Tuncel' in hikayesini okuyoruz.
İskender ailesini memnun etmek için hukuk fakültesini birincilik ile bitiren varlıklı bir ailenin tek oğludur. İskender avukatlık değil fotoğrafçı olmak istiyordur ama ailesini bunu kabul ettiremez. Diplomasını onlara verip bazı eşyalarını alarak arkeolog olan çocukluk arkadaşı Namık' ın yanına taşınır ve onun yanında çalışmaya, fotoğraf çekmeye başlar. Türkiye-İran sınırında bir köyde arkeoloji çalışması yaparken hüzünlü bir hikayesi olan Asmin ile tanışır ve ona aşık olur. Sizce onları nasıl bir hayat bekliyor?
Tuncel ise annesi ile birlikte yaşayan öğrencileri tarafından sevilen bir edebiyat öğretmenidir. Annesi evlenip yuva kurmasını ister. Tuncel sevdiği kadının fotoğrafını gösterdiğinde annesi bayılır ve hastaneye kaldırılır. Annesi ondan sakladığı bir sırrı olduğunu, cevabının ise evde bir kutuda sakladığını ancak kendisi öldükten sonra açıp bakmasını ister. Tuncel öğretmeni bekleyen sır nedir? İskender ve Tuncel' in nasıl bir bağlantısı var? Merakta bırakan bu soruların cevabı kitapta sizleri bekliyor.
'Vicdanını kendine pusula yapmış insanlar, en ağır acıyı kalp kırdığında hissedermiş.'
'Dil altında ne çok yaralı kelimeler biriktiririz değil mi? Dile gelmeyen bazı kelimeler yaşam ve ölüm arasındaki çizgi gibidir. Herkesin dili biraz yaralıdır aslında. Bazen söylenilen bir kelime insanı ne çok yaralarken bazen de kanayan bir yarayı anında sarar.'