"Önyargılar meğer ne koca yanılgılarmış. Bilmeden, dinlemeden yaraladığımız ne çok kişi varmış..."
" Unutma doğan her güneş ölü bir geceyi defneder. Yeni umutlar diriltir."
Kitaba başlamadan önce bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Duygusal bir kitap Yaralı Dil . Bu duygusal ortam yazarın sade ve akıcı anlatımı ile birleşince ortaya harika bir kitap çıkmış.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İkinci bölüme geçince tamamen farklı bir karakter görünce ilk önce şaşırdım . Çünkü ilk bölüm öyle bir yerde bitmişti ki devamını aşırı merak ettim. Sabırsızlıkla sayfayı çevirip farklı bir karakter ve otuz üç yıl sonrasını görünce ne kadar şaşırdığımı tahmin edersiniz. Bakalım nereye varacak gereken yazar öyle güzel başlamış ki olayları takdir ettim Tabii bazı yerleri tahmin ettim. Sakın bu adam şu çıkmasın , böyle olabilir mi diyerek okudum ve öyle çıktı. Tabii şimdi ayrıntılı isim belirtmiyorum , okuyacak olanlar için #spoiler olmasın , yoksa çok keyif kaçırıcı oluyor
Konudan kısaca bahsedeyim : İskender ailesini mutlu etmek için hukuk fakültesini okumuş ve birincilikle mezun olmuştur. Ailesini mutlu ettiğine göre artık sıra kendisine gelmiş ve ailesine hukuk alanında çalışmayacağını söylemiştir. Bu durum ailesi ile arasını açmış o da arkadaşı Namık 'ın yanında taşınmış ve onunla aynı dergide fotoğrafçı olarak çalışmaya başlamıştır. Namık hem dergide yazar hem de arkeologdur. Sınıra göçmenlerle ilgili bir yazı yazmak aynı zamanda da bir kazı çalışması için giderler ve bu yolculuk İskender'in hayatını tamamen değiştirecektir...
Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi otuz üç yıllık bir sır aralanıyor bu kitapta. Sevgi , aşk, dram, acı, arayış gibi farklı duyguların yer aldığı bu etkileyici kitabı çok sevdim ben.