Çiğdem

Çiğdem
@Sadecekitaplar_
Hayatı anlamanın en güzel yolu, satırlar arasında kaybolmak. Kitaplar, yalnızca birer hikâye değil, yaşamın saklı yüzlerini gösteren aynalar benim için. Her okuma, hem hayata hem kendime bir yolculuk.
676 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
Bazen hayatın yükünü omuzlarımızda taşıdığımızı sanırız…Oysa bizi sessizce taşıyan ayaklarımızdır. Bu kitap, çoğu zaman fark etmeden ihmal ettiğimiz ayaklarımızın aslında bedenimizin dengesi, duruşu ve hareketi için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Günlük hayatın içinde yanlış basışlar, dar ayakkabılar, estetik kaygılar ve farkında olmadan oluşan alışkanlıklar zamanla tüm bedenimizi etkileyebiliyor. Yazar, ayakların yalnızca yürümek için değil; bedenin dengesi, hareket özgürlüğü ve sağlığı için temel bir rol oynadığını sade ama düşündürücü bir şekilde anlatıyor. Kitap boyunca şunu fark ediyorsunuz:Bedenimiz aslında mükemmel bir sistem… Ama onu gerçekten tanımadan doğru kullanmak mümkün değil. Belki de bu kitabın en güçlü mesajı şu:Gerçek iyileşme, bedenimizi dinlemeyi öğrendiğimizde başlar. Ve evet…Bizi hayat boyunca taşıyan ayaklarımız, belki de sahip olduğumuz en sessiz ama en değerli hazinelerden biri. “ insan önce ayaklarından güçlenir. Ve bu güç tüm vücuda yayılır. Eğer bu süreci bilinçli yönetebilirsek, Yaş ilerlediğinde kasların gücünü kaybetmesini önleyebiliriz. Çünkü haraket etmeyen ayak bir gün haraket etmeyi unutabilir. O yüzden ayaklarının farkında ol! Onları hisset,güçlerdir ,kullan. Ve unutma… Beden hareket etmeyi bırakmazsa hiçbir zaman yaşlanmaz! “
Ayağına SağlıkRukiye Yaman · Librum Kitap · 20253 okunma
Reklam

Çiğdem

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
Rukiye Yaman
8/10 · 3 okunma
8/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Merhaba,yazarın daha önce ‘Kulak Ver, Sükutuma’ adlı eseriyle tanımıştım ve kalemini o zamandan beri severek takip ediyorum. Şimdi ise Buna Can Dayanır mı? kitabıyla birlikte yazarın diline ve anlatım tarzına bir kez daha hayran kaldım. Kahvenize eşlik eden kısa ama etkileyici hikayesini bir solukta okuyorsunuz.Yazarımızın emeğine kalemine sağlık Buna Can Dayanır mı?, bir köyden kente uzanan yolculuğu anlatırken aslında çok daha tanıdık bir yere dokunuyor: İnsanın kendi içinden çıkıp yine kendine dönme çabasına. Ali’nin hikâyesi; cesaretle atılan bir adımın, zamanla nasıl yorgunluğa, sorgulamaya ve sessiz kabullenişlere dönüştüğünü gösteriyor. Köydeki dinginlik; annesinin tandır başındaki sıcaklığı, sabahın erken saatlerinde duyulan kuş sesleri, toprağın kokusu… Bunlar birer anı değil sadece, Ali’nin şehirde tutunmaya çalışırken kaybettiği parçalar. İstanbul ise başta umut vaat eden, sonra insanı yavaş yavaş içine çeken bir hengâme olarak çıkıyor karşımıza. Betonun, gürültünün ve bitmeyen telaşın arasında insanın kendine yabancılaşması çok tanıdık bir hisle anlatılıyor. Kitap boyunca dikkat çeken şey, büyük olaylardan çok küçük kırılmaların ağırlığı. Bir telefon konuşmasındaki mesafe, bir iş gününün ardından gelen yorgunluk, bir türküyle içe çöken hüzün… Ali’nin dayanma gücü tam da buralarda sınanıyor. “Dayanmak” burada sadece çalışmak ya da ayakta kalmak değil; hayallerini, sevdiklerini ve kendine dair inancını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülüyor. Gülizar ise bu hikâyede bir insan olmanın ötesinde, Ali’nin umudu ve pusulası gibi. Ama o pusula bile bazen yönünü kaybediyor. Çünkü hayat, her zaman güzel düşünmekle güzelleşmiyor. Kitap tam da bu noktada dürüstleşiyor: Her emek karşılık bulmuyor, her yol insanı mutlu etmiyor. Finale doğru hissedilen şey büyük bir
Buna Can Dayanır mı?Metehan Baltacı · Çıra Yayınları · 202547 okunma
Puan vermedi·140 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
5 Numara, üç ayrı hikâye anlatıyor gibi görünse de aslında tek bir yerden konuşuyor: görülmeyen, duyulmayan, susarak var olmaya çalışan insanların iç sesi. Bu kitapta acı bağırmıyor, sevgi yüceltilmiyor, sessizlik romantize edilmiyor. Her şey olduğu haliyle, süssüz ve gerçek. Çocuklukta bastırılan duygular, hafızanın inatçı tarafı, alışkanlık sanılan evlilikler, “normal” denilen kalıpların içinde yavaş yavaş yorulan ruhlar… Hepsi çok tanıdık bir yerden dokunuyor insana. Carl’da şefkatin sessiz ama iyileştirici gücünü, Nurten Teyze’de hatırlamanın direncini, kara kaplı defterde ise söylenemeyenlerin ağırlığını okuyoruz. Yüzleşmeler dramatik değil; tam tersine çok gerçek. Bu yüzden can yakıyor ama aynı zamanda ferahlatıyor. Çünkü 5 Numara, kopuşların değil dürüst kabullenişlerin kitabı. Bittiğinde şunu hissettiriyor: Bazı hikâyeler mutlu sonla değil, kendine geri dönmekle tamamlanır. Ve bazen defteri kapatmak bir vazgeçiş değil, sessiz bir özgürleşmedir. Peki ya sen… Hiç “alışmak” sandığın bir duygunun aslında sevgi olmadığını fark ettin mi? Ya da susarak yürüdüğün bir yolu, artık kapatman gerektiğini hissettiğin oldu mu?
5 NumaraHatice Kaplan · Serüven Yayınevi · 202510 okunma