• Anne oradan iki kilometre uzakta, arı kovanlarının başında, bu bereketli canlıların neden huzursuzlandığını anlamaya çalışıyor. O an bilmese de ömrünün geri kalanı, asıl kendi içinde aniden oluşan huzursuzluğa kulak verip de eve gitseydi yaşananları değiştirip değiştiremeyeceğini merak ederek geçecek. Hamnet’ın duyulmayan haykırışı, annenin ömür boyu dönüp durduğu bir an olarak kalacak.
• Yas romanlarını okuyamıyorum ben sürükleyici olmuyor benim için ama bu... Bir başladım elimden bırakamadım. Bıraktığım yerler ağladığım kısımlar olabilir. Kitapta Shakespeare’in adından bahsetmiyor, o sadece Agnes'ın kocası ya da Hamnet'in babası. Yazar tamamen Agnes’e ve Hamnet’in ölümüne odaklanıyor. Kocası olsa da aslında pek onunla değil çünkü Londra'da. Yani çocukları kendisi ve kocasının ailesiyle büyütüyor neredeyse. Kocası arada ziyaretlere geliyor sağolsun... Asıl olayımız Veba salgınının bir çocuğu daha alıp götürmesi ve eve çöken o ağır yas ve de Hamnet'in ikiz kardeşi Judith’in hisleri. O kısımlarda elimde olmayan bir şekilde çok ağladım. Duygular çok güzel veriliyor bize. En çok da Agnes'ın kocasına o kadar sinirlendim ki çocuğu için yazdığı Hamlet oyunu bile beni tatmin etmedi ne kadar beni duygulandırsa da... Çocuğunun ölümünden birkaç gün sonra bile aklının hâlâ tiyatroda olması ve gitmek istemesi hatta gitmesi. Ben hâlâ kabullenemiyorum maalesef. Agnes'e de kocaman sarılmak istiyorum. Her duygu ince ince işlenmişti bayıldım.