Fetullah battal

Fetullah battal
@Fbattal
Doç.Dr
Doktora
Bayburt
12 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Bugün Allah rızası için ne yaptık ?!
Bu soruyu kendisine soran bir insan kötü olabilir mi veya vicdan insanın içindeki Allah’ı hep hatırlatmaz mı?
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Epistemolojiden Marifete
İnsan, iki kanatla uçar: akıl ve kalp. Biri düşünür, diğeri hisseder. Biri soru sorar, diğeri secde eder. Ve insan, hakikate ulaşmak için bu iki kanadın dengesini kurabildiği ölçüde “insan” olur. Felsefeciler ve tasavvufçular, yüzyıllardır aynı gökyüzüne bakarlar ama farklı yıldızlara yönelirler. Felsefeci gözüyle evrene, tasavvufçu gönlüyle kendi içine dalar. Birinin yolu bilmek, diğerinin yolu olmaktır. Felsefeci hakikati tanımlamak ister; tasavvufçu hakikatle birleşmek. Ama sonunda ikisi de aynı noktaya varır: İnsanı ve Tanrı’yı anlamak. Felsefenin Aynasında Akıl Felsefe, insanın düşünceyle kendini arayışıdır. Sokrates, “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” dediğinde, aslında insana kendi zihninin kapılarını aralamayı öğretmişti. Platon’un “İdea”sı, Aristoteles’in “nedenselliği”, Descartes’in “düşünüyorsam varım” sözü — hepsi bir arayışın yankısıdır: Gerçek nedir? Varlık neye benzer? İnsan ne için yaşar? Felsefeci, hakikati dış dünyada arar. Evreni, doğayı, toplumu inceler; kavramlar kurar, teoriler geliştirir. Bilgi onun için zihnin işidir; mantığın soğuk ama güvenli yollarından geçer. Tanrı’yı bile akılla anlamak ister. Descartes, Tanrı’yı mükemmel bir düşünce olarak tanımlar; Spinoza, Tanrı’yı doğanın kendisi yapar. Felsefeci, Tanrı’yı anlamaya çalışır — ama O’na ulaşmak için değil, O’nu çözmek için. Tasavvufun Aynasında Kalp Tasavvuf, insanın kalple kendini bulma yoludur. Mevlana der ki: “Akılla arama, aşk ile bulursun. Akıl sana yol gösterir, ama kalp seni oraya götürür.” Tasavvufçu, dış dünyayı değil, iç dünyayı keşfeder. Gözlerini kapar, içindeki evrene bakar. Orada bir ses duyar: “Ben sende gizliyim.”
Eskalotolojinin Epistemolojik Tutarlılığı: Kıyamet İnancının Dinlerarası Mukayesesi 1. Giriş İnsanlık tarihi boyunca “son” fikri, hem felsefenin hem de dinin en güçlü metafizik sorularından biri olmuştur. Evrenin bir başlangıcı olduğu düşüncesi kadar, onun bir sonu olacağı inancı da insan zihninin derininde yer etmiş bir sezgidir. Bu sezgi, farklı dinlerde farklı imgelerle karşımıza çıkar: kıyamet, apokalipsis, frashokereti, yuga sonu, armageddon… Ancak bütün bu kavramlar, aynı temel gerçeğe işaret eder: Varlığın nihai kaderi ve adaletin tamamlanması. Bu çalışma, kıyamet inancını sadece teolojik bir olgu olarak değil, aynı zamanda epistemolojik bir problem olarak ele alır. Yani şu sorunun peşindedir: Hangi dinin kıyamet anlayışı, bilgi, adalet ve varlık düzeni açısından tutarlıdır? Bu bağlamda, İslam, Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, Budizm ve Zerdüştlük’teki kıyamet anlayışları karşılaştırılacak; her birinin ontolojik, ahlaki ve kozmolojik boyutları incelenecektir. Sonuçta İslam’ın kıyamet tasavvurunun, diğer inanç sistemlerine göre epistemolojik bütünlüğü daha yüksek olduğu gösterilecektir. 2. Kavramsal Çerçeve: Eskalotoloji ve Epistemoloji Eskalotoloji (Eschatology), Yunanca eschatos (son) ve logos (öğreti) sözcüklerinden türemiştir. Kelime anlamıyla “son şeylerin öğretisi” demektir. Teolojide, evrenin sonu, ölüm, diriliş, yargı, cennet ve cehennem gibi konuları kapsar. Dolayısıyla bir dinin eskalotolojik sistemi, onun tanrı anlayışı, insan tasavvuru ve ahlak öğretisinin doğal uzantısıdır. Epistemoloji ise bilginin kaynağı ve doğruluğunu inceler. Eskalotolojik bir inanç sistemi, yalnızca ‘ne olacak?’ sorusuna değil, ‘bunu nasıl biliyoruz?’ sorusuna da cevap vermelidir. Dolayısıyla bir teolog açısından tutarlılık, şu üç ilkeyle ölçülür: 1) Ontolojik uyum, 2)