Fetullah battal

Fetullah battal
@Fbattal
Doç.Dr
Doktora
Bayburt
12 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Bizim Yunus
Puan vermedi
Bizim Yunus Hemrâhım dedin bu yolda ey mâh / Hemrâhı koyup gider mi hemrâh? Yunus Emre zamanında derlerki büyük bir kıtlık oldu .Öylesine büyük bir kıtlıkta Yunus vardı Hacı Bektaş Velinin huzuruna bir çuval buğday için. Söyledi efendim ben isterim anama ve kendime buğday ! Hacı bektaşı Veli evladım sana nefes verelim buğday yerine dedi.. Yunus dediki olmaz efendim ben nefesi neyleyim isterim buğday Hacı Bektaşı Veli dediki öyleyse her tanesine yüz nefes verelim ! Olmaz dedi Yunus ben neylerim nefesi evde anam aç bekler . Peki dedi Hacı Bektaş Veli veriniz Yunus ‘a buğdayı ! Yunus aldı buğdayı evin yoluna varırken bir hamamda durdu hem zahiri temizledi hem batını anladı heyhat! Ben ne yaptım nefesi buğdaya tercih ettim diye !Bir vâveylâ ile vardı Hacı Bektaş dergahına ancak artık hüküm verilmişti. Söyledi Hacı Bektaş Yunus artık senin kilidin Tabduk Emre’de ! Yunus vardı Tabduk Emre’ye dediki hocam bana himmet ! Tabduk dediki önce hizmet sonra himmet ! Böylece Yunus dergaha 40 yıl taşıdı odun ! Hemde odunların herbiri düzgünce … Söyledi Tabduk Yunus neden bu odunların hepsi düzgün ? Dediki Yunus hocam dergaha getirmezem eğri odun yakışmaz adamında odununda eğrisi mekana! Heyhat ! Tabduk gördü ve tasdik etti ancak bekledi seyri süluku Yunusta ! Gönderdi onu başkaca yerlere ve gösterdi ona şeriatı,tarikatı,marifeti ve hakikatı Birgün Yunus döndü dergaha basgözü görmeyen Tabduka halini sunmaya, dervişler dedi hocamla nasıl görüşürüm? Dervişler dediki yat eşiğe sabah namazına kalkınca belki kabul eder seni makama! Yattı o gece Yunus Eşik taşına,başına yastık eyledi. Altında çamur üstünde yağmur yağdı ama yine gönlü hoş idi bir Erzurum türküsünde söylendiği gibi! Huzura geldi Tabduk ve bastonu Yunusta durdu kimdir bu ey erenler dervişler dedi cevabını bilerek
1000Kitap
Bizim YunusNevin Erdem · Cinius Yayınları · 20181 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Başkan Babamızın Sonbaharı
Puan vermedi
Başkan babamızın sonbaharı Gabriel Garcia Márquez 1. Konu ve Yapı Roman, hayali bir Karayip ülkesinde yüzlerce yıl yaşamış gibi görünen, adı bile tam konulmayan bir diktatörün hayatını ve ölümünü anlatır. Geleneksel roman yapısından farklıdır; paragraflar sayfalarca sürer, noktalama işaretleri azdır, zaman çizgisi düzensizdir. Bu da okuyucuyu, tıpkı diktatörün kurduğu karmaşık, boğucu düzen gibi, içine hapseder. 2. Temalar • Mutlak İktidarın Çürümesi: Başkan’ın ölümsüz gibi yaşaması, gücün halkı değil, kendini bile esir aldığını gösterir. • Yalnızlık: Başkan’ın sarayı ihtişamlıdır ama hayatı farelerle, yankılarla ve hayaletlerle doludur. İktidarının sonunda herkes ondan uzaklaşır. • Gerçek ile Kurmaca Arasında: Márquez, büyülü gerçekçilikle tarihsel olayları, efsaneleri ve söylenceleri harmanlar. Başkan bir kişiden çok, bütün diktatörlerin simgesidir. • Çürümüş Toplum: Halkın yoksulluğu, devletin çöküşü, doğanın bile satılması (örneğin denizin yabancılara devredilmesi) iktidarın nasıl her şeyi tükettiğini gösterir. 3. Anlatım Tekniği • Büyülü Gerçekçilik: Gerçek olaylarla masalsı, abartılı unsurlar iç içedir. Örneğin Başkan’ın yüzlerce yıl yaşadığına inanılır. • Dairesel Zaman: Roman bir ölüm sahnesiyle başlar, sonra sürekli geçmişe ve geleceğe kayar. Bu da iktidarın bitmeyen döngüsünü hissettirir. • Çok Seslilik: Halk, askerler, saray görevlileri ve Başkan’ın kendisi anlatıya dâhil olur. Böylece diktatörün “mutlak” sesi aslında sürekli çatallanır. 4. Edebi ve Politik Yorum Bu eser, yalnızca bir diktatörün hikâyesi değil; aynı zamanda Latin Amerika’nın politik tarihine bir göndermedir. 20. yüzyılda bölgede sıkça görülen uzun süreli askeri rejimlerin ve kişisel iktidarların alegorisidir. Márquez, bir kişiyi değil, bir zihniyeti eleştirir: Gücü bırakmayan,
1000Kitap
Başkan Babamızın SonbaharıGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20221,408 okunma
Leziz Kadavralar
Puan vermedi
Leziz Kadavralar Agustina María Bazterrica’nın “Leziz Kadavralar” (İspanyolca özgün adıyla Cadáver exquisito, İngilizce: Tender is the Flesh) romanı son yılların en sarsıcı, distopik ve alegorik eserlerinden biri. Roman, yakın bir gelecekte “hayvan etinin tüketimi” yasaklanmış bir dünyada geçer. Bu yasaktan sonra devlet, insanların özel olarak “et için yetiştirildiği” bir sistem kurar. Böylece “et” yeniden piyasaya sürülür, ama bu kez “insan eti”dir. Ana karakter Marcos, bir mezbaha işletmesinde yönetici olarak çalışır. Günün birinde ona hediye olarak bir “canlı parça” yani kesilmek üzere yetiştirilen bir insan kadın verilir. Marcos’un bu kadınla kurduğu karmaşık ilişki, romanın duygusal ve ahlaki merkezini oluşturur. a. Ahlaki Uyuşma ve Toplumsal Rıza Bazterrica, insanlığın nasıl etik felaketlere alışabildiğini gösterir. İnsan eti tüketmek artık “normal” hale gelmiştir. Bu durum, modern toplumun zulme, sömürüye ve şiddete sessiz kalmasını simgeler. b. Kapitalizmin İnsan Bedenine El Koyması Roman, neoliberal sistemin her şeyi metalaştırmasını uç bir noktaya taşır: İnsan bedeni bile “ürün” haline gelir. Bu, günümüz endüstriyel üretiminin ve küresel tüketim kültürünün karanlık bir yansımasıdır. c. Yabancılaşma ve İnsanlığın Kaybı Marcos’un yaşadığı travma, karısının ölümünden sonra sistemin içindeki robotik yaşamıyla birleşir. Roman boyunca karakterin insanlığını koruma çabası ile düzene boyun eğme zorunluluğu arasında sıkıştığını görürüz. d. Din, Etik ve Et Tüketimi Roman, aynı zamanda vejetaryenlik ve hayvan hakları üzerine keskin bir alegoridir. İnsanlar hayvanları yemenin yasaklanmasından sonra birbirlerini yemeye başlar. Bu da “türcülük” (speciesism) kavramını çarpıcı biçimde ters yüz eder. 3. Üslup ve Anlatım Bazterrica’nın dili soğuk, mekanik ve sterildir.
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Çınar Yayınları · 20202,444 okunma
İhtiyar Adam Ve Deniz
Puan vermedi
İhtiyar adam ve deniz Ernest Hemingway Ernest Hemingway’in “İhtiyar Adam ve Deniz” romanı, yüzeyde basit bir balıkçılık hikâyesi gibi görünse de aslında çok katmanlı bir hikayedir.Müşterisine engin bir anlam katar !! Kısaca: • Ana olay: Yaşlı Kübalı balıkçı Santiago, uzun süredir balık tutamamasına rağmen umudunu kaybetmez. Açık denize açılır ve dev bir kılıç balığıyla günler süren bir mücadeleye girer. Balığı yakalar, ancak dönüş yolunda köpekbalıkları eti yer ve geriye sadece iskelet kalır. • Derin anlam: Bu mücadele, insanın doğa karşısındaki yalnız ve onurlu direnişini, azmini ve yenilgiler karşısında bile onurunu koruma çabasını anlatır. Ana temalar: 1. İnsanın azmi ve direnme gücü – “İnsan yok edilebilir ama yenilemez” düşüncesi. 2. Onur ve gurur – Kaybın içinde bile bir tür zafer duygusu vardır. 3. Doğayla ilişki – Santiago balığa ve denize düşman gibi değil, saygı duyulan birer dost gibi bakar. 4. Yalnızlık – İnsan büyük mücadelelerini genellikle tek başına verir. Bu yönüyle eser, hem felsefi hem de sufi bakışla da yorumlanabilir: İnsan, tıpkı Santiago gibi, dünyada hakikati ararken sürekli sınavlardan geçer. Kılıç balığı bu yolculuktaki “ulaşılmak istenen hakikat” ya da “ilahi aşk” olabilir; köpekbalıkları ise nefsin engellerini simgeler. Birde bu kitabı felsefik ve tasavvufi yönden değerlendirdim bir Abdi aciz olarak : 1. Felsefi Boyut • Varoluşçu Perspektif: Santiago’nun denizle, balıkla ve kendi içindeki sınırlılıklarla mücadelesi, insanın yaşam karşısındaki konumunu hatırlatır. Balık, onun hayat amacı ve varoluş gerekçesi gibidir. Buradaki mücadele, sonuçtan bağımsız olarak insanın kendini anlamlandırma çabasıdır. • Absürd ve Anlam Arayışı: Santiago, sonunda balığı kaybetmesine rağmen yenilmiş hissetmez. Çünkü gerçek kazanım, balığı karaya
1000Kitap
İhtiyar Adam Ve DenizErnest Hemingway · Altın Kitapları Yayınları · 197441,1bin okunma
Dokuzyüz katlı insan
Puan vermedi
Mustafa Merter’in “Dokuzyüz Katlı İnsan” kitabı, insanın manevi yapısını, psikolojisini ve tasavvufî boyutunu bütünleştiren bir eser. Merter, bir psikiyatr olarak modern psikolojinin insanı yalnızca biyolojik, davranışsal ya da toplumsal yönleriyle ele almasının eksik kaldığını; insanın çok daha derin, ruhsal ve aşkın bir tarafı bulunduğunu savunuyor. Kitapta öne çıkan temel noktalar: • İnsanın katmanlı yapısı: “Dokuztüz katlı insan” ifadesiyle, insanın sadece beden ve bilinçten ibaret olmadığı, farklı bilinç, nefis ve ruh mertebelerinden oluştuğu anlatılıyor. Tasavvufî gelenekteki nefsin mertebeleri (emmâre, levvâme, mutmainne vb.) ve psikolojideki bilinçaltı kavramları arasında bağlantılar kuruluyor. • Modern psikoloji ile tasavvufun kesişimi: Merter, Freud, Jung gibi modern psikoloji kuramcılarının görüşlerini aktarıyor ama bunların insanı tam açıklayamadığını, tasavvufun daha kapsamlı bir insan modeli sunduğunu öne çıkarıyor. • İnsanın yolculuğu: İnsan, hayvani yönlerinden arınıp daha üst katmanlara, yani kalp, ruh ve sır mertebelerine yükselmeye çağrılıyor. Bu yükseliş, ahlaki olgunlaşma, ibadet, farkındalık ve ruh terbiyesiyle mümkün oluyor. • Batı kültürü eleştirisi: Modern çağın insanı “tüketim, haz, ego” çerçevesine sıkıştırdığını, bunun da bireyi yüzeysel ve mutsuz kıldığını söylüyor. • Asıl hedef: İnsan, kendi derinliğini fark ederek Allah’a yönelmeli; aksi halde “tek katlı” bir varlık gibi yüzeyde kalır. Yani kitap, insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele alıyor ve okuyucuya “kendini bilme” yolculuğu için hem psikoloji hem tasavvuf ışığında bir rehber sunuyor. Mustafa Merter’in “Dokuzyüz Katlı İnsan” kitabındaki katmanlar aslında insanın nefs, bilinç, ruh ve kalp boyutlarına karşılık geliyor. O, insanın sadece bedenden ibaret olmadığını,
1000Kitap
Dokuz Yüz Katlı İnsanMustafa Merter · Ketebe Yayınevi · 20241,382 okunma