Gezegenin kaybedilmiş bir dava olduğunu ve hepimizin zaten sonunun geldiğini düşünerek çevremize karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz... Araştırmanın en önemli noktası, ölümden korkmayanların daha iyiliksever, saygılı, yardımsever ve çevrevi önemseyen davranışlar sergilemeye yatkın olduklarını ortaya koyması.
"Her gün, yok olan çevremiz, gittikçe artan nükleer tehdit gelecek olan pandemiler, soykırım ve dünyanın bitmek bilmeyen vahşetlerini bize hatırlatan medya yayınlarına maruz kalıyoruz. Tüm bunlar beynin terör yönetimi stratejisinin geri planda düşük bir seviyede çalışmasına neden oluyor, savaş ya da kaç modunda değil ama en kötüsüne hazırlıklı olarak. Dünyamız daha ürkütücü bir hale geldikçe bilinçaltımız bizi ölüme daha çok hazırlıyor.'
Katherine, "Korku bizi bencilleştiriyor,' dedi. "Ölümden ne kadar cok korkuyorsak kendimize, eşyalarımıza, güvenli alanlarımıza... bizim için tanıdık olan şeylere o kadar çok tutunuyoruz. Yoğun milliyetçilik, ırkçılık ve dini hoşgörüsüzlük sergiliyoruz. Otoriteyi reddediyoruz, toplumsal ahlaki değerleri umursamıyoruz, kendimiz için başkalarından çalıyoruz ve daha materyalist bir hale geliyoruz. Gezegenin kaybedilmiş bir dava olduğunu ve hepimizin zaten sonunun geldiğini düşünerek çevremize karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz."
Harvard'lı profesör, klasik bir sembolü "vahim derecede kötüye kullanıyorlar" diyerek uzun zaman önce onları boykot etmişti. Starbucks logosundaki denizkızının çift kuyruğu var, diye yakınmıştı Langdon. "Bu da demek oluyor ki, o bir denizkızı değil, Siren. Denizcileri kendine çekerek kaza yaptıran ve sonunda ölmelerine neden olan baştan çıkarıcı kötü bir dişi!
Öldüğümüzde ne olur?
Bu soru hayatın en büyük gizemiydi... Hepimizin bilmek istediği sırdı. İşin tuhaf yanı, bu gizemli cevap sonunda herkese açıklanıyordu ama cevabı başkalarıyla paylaşmak için geri dönüş yolu açık değildi.