Kin tut demiyorum, ama sana
yapilanları da unutma.
Çünkü unutmak" ayni hataları
tekrar ettiriyor ve seni sonraki
adımlar için zayıf düşürüyor.
Yaşadıklarını ve sana yaşatılmış
olanları aklının bir köşesine yaz,
çıkarma. Bu hayatta herkesin bir
rehbere ihtiyacı vardır ve bir insan
için en güzel rehber, dün yapmIş
olduğu hatalardır.
Fatih Cihat Köksal
Her gün geçerim o parmaklıkların önünden 08.15-08.17 arası
Herkes de bir telaş bir umursamazlık havası
Top koşturur minik bacakları ve ben geçerken bırakır oyun ablası
Zaman yavaşlarken elleri değer parmaklarıma sadece birkaç saniye ömür arası
O kömür gözlerde yaşanmamışlık acısı, tüm gün kalır sancısı.
Gece hep ikinci kattaki odanın açık ışıkları
Ve ben bakarken utanırım, geçmişe dalmayı gece yarısı.
Bir mutsuzluk anıtı gibi yükselir bahçedeki kalın gövdeli çınar ağacı
Altında ne zaman baksam gözü yaşlı elleri kirli bir çocuk kafası
İnsan insanlığından utanır görmese bu savaşı
Sehven de olsa gülümsüyor yetimhane duvarlarının rutubetli boyası.
Kapının önünde koşturan çocuklar için bakkaldan bir kutu çikolata alıp, apartmanın girişine usulca gidiyorum. Hemen arkamdan ‘‘Metin amca bizim çukulataları unuttun.’’ ‘‘Hergeleler sizi.’’ Akşam ezanı okunmaya başlıyor çocuklar çikolataları alıp kaldırıma diziliyor. Genç anneler pencereden bağırıyor. ‘‘Hadi içeri ezan okundu baban gelecek şimdi.’’ Cevap belli duyamadan apartman kapısı zindan kapısı gibi çarpıyor. İki katlı eski bir bina zor bulunan cinsten geniş ve ferah. Ama rutubetli. Kuşlara çıkmam gerek ama bir bardak daha rakı içesim geliyor. Koyuyorum masama bardağı ve şiirim geliyor.
GÜVERCİNLER UÇURUYORUM
Sağlığına içiyorum, mezem yine sessizlik,
Pencerem sokağın şarkılarını taşıyor,
Bir de ben küserken, hayatın gülüşlerini.
Kadeh kadeh acı yüklü vagonlar geçiyor,
Gidenleri sana, kalanları bana benzetiyorum.
Az ileride uçak piste konuyor,
Kavuşma hissiyle yanıp tutuşan çığırtkan tekerlekleri,
Acı içinde ses çıkartıyor.
Hayalimde dudaklarının sıcaklığı
Nefesinin bahar kokusu canlanıyor.
Pencerenin önünde öpüşen çifte dalıyor gözlerim,
Onları yadırgayan seslere aldırış etmeyen,
Cesur yüreklere, kadeh kaldırıyorum,
Şerefe.
Bu şehirde aşk,
Gürültü,
Hep gürültü sevgilim.
Adam akıllı düşmüyor aklıma çevirdiğim numaralar,
Hep bir meşgul tüm sevdiğim kadınlar.
Çatıdan güvercinler uçuruyorum,
Hepsi üzgün dönüyor semanın seyrinden,
Biri kayıp o da sana geliyor.
Ben mi?
Senin sağlığına içiyorum.
Deniz kıyısında o sonsuzluğa açılan kapının ardında bekle beni.
Gün batımında güneş gözlerini yumarken, dokunacağım dudaklarına.
Gecenin pembe kanatları açılırken,
Issız odamızda sıcak bir kahve gibi bekle beni.
Okuduğumuz kitap kahramanları gibi bulut olup yağacağım rüyalarına.
Güz yağmurları düşerken pencerenin kenarına,
Korkma uçurumun kıyısında bekle beni.
Lodosa tutunup bir esinti gibi varacağım yanına.
Aşk mevsimi başladığında, sokakta bir kedi gibi bekle beni.
Köşeden biraz bakıp,
Özlemle çekeceğim güzel kokulu nefesini geleceğimizin yarınlarına.