“Seni ismin için istiyor.”
Ellerini sandalyenin kollarına dayadı ve eğilip dudaklarını dudaklarıma değdirdi.
“Ve sen de beni ismime rağmen seviyorsun.”
Serinin ilk kitabi olan Dördüncü Kanat 672 sayfa, ikinci seri olan Demir Alev ise 944 sayfa. Xaden ve Violet’in peşlerine okulun yarısını da katarak, Basgiath Savaş Akademisi’nden kaçmaları ve Riorson Malikanesi’ne ulaşmalarıyla ikinci kitap sona erebilirdi. Akademinin içinde yaşanan tüm o çatışmalar, entrikalar, işkenceler, kurtuluşlar, ihanetler bir kitabın kotasını yeterince doldurmuştu. Akademide geçen son sahnede sadece eğitimlerinin değil siyası sistemlerinin de ikiyüzlülüğünün ifşa edildiğini düşünüyorum. Okulun çöküşü aslında diyarlarının çöküşüydü. Öte yandan isyan birliğine katılmak Violet için olduğu kadar, biz okuyucular için de yeni bir başlangıçtı. Bu sebepledir ki kaçıştan sonrasını okumak yorucu gelmeye başladı. Çareyi kitaba ara vermekte buldum. Malikane içindeki olaylar, Sorrengil kardeşler ya da Cat-Xaden-Violet üçgeni ilgimi toparlamaya yetmedi. Sıkıcı bulmaya başlamıştım ki 600’lü sayfalarda havacı ve grifonlar peyda oldular. Taze kan taşıdılar, eklenen aksiyon sahneleriyle de kitaba can verdiler.
Violet kızımıza gelecek olursam 1200 küsur sayfadır yıldırımının hala hedefi tutturamaması çok sıktı. Vikontun sarayında, arenadaki venin ile sahnelerini okumaya çalışmak bitmek bilmez bir kabus gibiydi. Beni boğdu boğdu bi kenara attı resmen.
Bir koruma duvarıdır gidiyor, 300-400 sayfadır çözülemedi ve 800’lere geldiğimde iyice sıktı. 800 sayfa boyunca ne oldu derseniz, Xaiden Edward Cullen çıktı, kalkanlar da işe yaramaz çıktı.
Şükür ki kitabı bitirdim, Edward Cullen’lığa terfi eden Xaden’ın Nesferatu’ya dönüşmesi ve terk ettiğimiz akademiye dönmemiz ile final yaptık. Yazar her tuşa basmış, Brezilya dizisi gibi uzatmış, yazmış da yazmış beğendim mi beğenmedim mi.. Bilemiyorum Altan, bilemiyorum…