Onlarla ne hayaller, ne umutlar, ne planlar kurmuştum. Hatta onlara kalbimden de söz ederdim; ama sen yokken... Gülersin diye korkardım... Öldü ve bir daha dirilmedi. Nereye gitti bütün bunlar, niçin bu ateş söndü? Anlamıyorum. Başımdan öyle büyük felaketler, kasırgalar geçmedi. Hiçbir şey kaybetmedim. Vicdanımda hiçbir leke yok, cam gibi tertemiz, gururumu kıracak hiçbir şey olmadı.
Tanrı bilir niçin hayatım böyle harcandı gitti.
“Hayat, düşünmek ve çalışmaktır." diyordun. "Şöhret aramadan, durmadan çalışmak ve işini yaptığını görerek ölmek." Hangi köşede unuttun bunları, söylesene?
Hayatın ideali bir yerde oturmaksa ne diye insanlar her tarafta demiryolları yapıyor, gemiler işletiyorlar? Bu adamlara teklif edelim, İlya, dursunlar: Bizim bir yere gitmeye niyetimiz yok, diyelim.
Geçen gün yemekte orada bulunmayanların aleyhinde söylenenleri dinlerken utancımdan yerin dibine geçtim: Falanca budalaymış, filanca aşağılıkımış, bilmem kim hırsızmış, bilmem kim gülünçmüş. Bu düpedüz insanları arkasından vurmak. Bütün bunlar söylenirken birbirlerine sanki bakışlarıyla, "Hele sen de bir dışarı çık, senin hakkında da neler söyleyeceğiz, görürsün!.." diyorlar. Mademki böyle, niçin buluşuyorlar? Bir temiz gülüş yok, candan bir sevgi yok. İsim için, şöhret için birbirlerine gidiyorlar. Böbürlene böbürlene, "Falanca bana geldi; filancayı gördüm..." diyorlar. Ne biçim hayat bu? İstemem, eksik olsun. Benim oradan alacağım bir şey yok.