Rumeysa

"Kalbi nasıl da çarpıyor! Kaçmak için nasıl da çırpınıyor! Bizim de yaptığımız gibi, Paul. Bizim de yaptığımız gibi. Çok şey bildiğimizi sanıyoruz. Ama aslında bildiğimiz, kapana kısılmış bir fareninki kadar. Hâlâ yaşamak istediğini sanan, belkemiği kırılmış bir fareninki kadar.
Reklam
Kuş Afrika'dan geldi. Ama o kuş için ağlamamalısın, Paulie. Çünkü o bir süre sonra Afrika'daki kırların nasıl koktuğu, su içmeye gelen öküz başlı Güney Afrika antilobunun sesini unuttu. Büyük Yol'un kuzeyindeki ieka-ieka ağaçlarının asit gibi kokusunu da. Bir süre sonra güneşin Kilimanjaro'nun gerisinde batarken kiraz kırmızısına büründüğünü de. Kuş bir süre sonra sadece Boston'un kirli, sisli puslu gruplarını öğrendi. Sadece bunu hatırladı. Bunu hatırlamak istedi. Bir süre sonra vatanına dönmek istemez oldu. Biri alıp onu Afrika'ya götürse ve serbest bıraksaydı, bir köşeye büzülecekti. Acı çekecek ve korkacaktı. Bilemediği, anlayamadığı iki ayrı yere karşı müthiş bir özlem duyacaktı. Ve sonra bir yaratık gelecek ve onu öldürecekti.
Istırap, okyanusun kıyısındaki bir kayaya benziyor, diye düşündü. Uyku azap kayasını örten deniz gibi. Ama insan uyandığı zaman sular çekilmeye başlıyor ve çok geçmeden o kaya ortaya çıkıyor. Üzeri midye tutmuş, kaçınılması imkânsız bir gerçek o. Sonsuza dek orada kalacak bir şey. Ya da Tanrı parçalayıncaya kadar.
Ancak BİR FİKİR BULMAK istediğin zaman sıkıntı karşılaştığın engeli aşmada yararlı olabilirdi.
Bazen öğüt vermenin,yerine getirmekten daha kolay olduğunu öğrenmişlerdi.
Reklam