"Biz bir avuç tohum gibiydik ve bilmiyorum bir hoyrat el miydi, savurdu bizi. Kimimizi kendi gönüllerinin uçurumlarına, kimimizi bilinmezlik kuyularına, kimimizi buhranlar girdabına. O günlerden bir kaç kelebek hatırası kaldı belki, belki bir iki yumuşak tüy düşüşü, belki yapraklar arasında unutulmuş kurumuş erik çiçekleri..."
"Bana beyaz güllerinden bir tane vermek istemez misin?" "Hay-hay!" Hemen bir tane uzattın. "Ama belki de bu güller bir kadından gelmiştir sana, seni seven bir kadından?" "Olabilir," dedin, "bilmiyorum. Kimin gönderdiğini bilmiyorum, onları işte bu yüzden çok seviyorum." Sana baktım. "Belki de unuttuğun bir kadın göndermiştir."