Michel Foucault 'Deliliğin Tarihi' eserinde büyük kapatmadan bahsetmiştir. Hapishaneler, hastaneler vb. iktidarın gücü elinde bulundurmasının çeşitli yolları olduğunu anlatmaktadır. Diğer eserlerinde de hapishaneler ve cinsellik üzerinden giderken bu eserinde daha çok deliler ve tımarhaneler üzerinden fikirlerini sunmaktadır.
İktidarın, delileri gerçekten tedavi etmek amacıyla değil de kontrol sağlamak adına kapatıldığını öne sürmektedir. Gerçekten tedaviye ihtiyaç duyanların tedavi edilmesine karşı gelmemekle birlikte, delilerin deli olduğuna 'Kim, hangi kıstaslara göre karar veriyor ?' sorusuna cevap aramaktadır.
Foucault'a göre iktidarın gücü örümcek ağına benzemektedir. Bütün bireyler önemlidir ve hiç kimse iktidarı tehdit edecek davranışlarda bulunmamalıdır. Bunun için de farklı davranışlar gösteren deli, serkeş, eşcinsel gibi bireyler toplumdan bir şekilde izole edilmektedir. Çünkü bu davranışlarının topluma bulaşıp iktidari tehdit edecek herhangi bir unsura dönüşmesi istenmemektedir. Bu okuduklarım bana George Orwel'in 1984 adlı distopik romanını hatırlattı. Orda büyük birader açıkça insanları denetliyor düşüncelerine bile hakim oluyordu, biz ise günümüzde sosyal medya ve internet aracılığıyla aslında bu kadar ayan beyan olmasa da gizlice denetleniyoruz ve yönlendiriliyoruz. Aynı zamanda Hitler'in öjenisini de hatırlattı. Hitler bilinen en baskıcı rejime sahip yönetim biçimine sahip liderlerden biriydi. Toplumda deli,hasta, işe yaramadığını düşündüğü herkesin ölümüne yol açarak öjeni politikasını uyguladı.
Foucault'un her fikrine katılmasam da David Roshenhan'ın yapmış olduğu deney haklı taraflarını ortaya koymakta. Deneyi kısaca anlatacak olursam, Roshenhan 8 kişilik normal insanlardan oluşan ekip kurup her birini Amerika'nın çeşitli tımarhanelerine