"Kimi bir çiçek bekler her buluşmada, heyecanlanır da bulamaz. Kimi çiçeği bulur ama çiçek onda kıymet bulmaz.
Savrulur bir yerlere..
Savrulduğu yerde çiçek yine çiçektir ama. Ait değildir savrulduğu yerlere...
Hayatın sunduğu özel şeylere hakkettiği gibi muamele edin.
Çiçeğinizi kıymet bilene verin ve çiçek verenin kıymetini bilin."
"..sade olalım
sade olalım, ister bir banka gişesinde, ister bir ağacın altında.
bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak.
bizim işimiz belki de:
yüzmektir kırmızı gülün büyüsünde.
bilgeliğin arkasında çadır kuralım,
bir yaprağın çekiminde elimizi yıkayıp
sofraya oturalım,
sabah güneş doğarken doğalım,
heyecanları uçuralım,
uzayın, rengin, sesin, gülün penceresinin idrakinin yüzüne su serpelim
“varlık”ın iki hecesi arasına, gökyüzünü oturtalım,
ciğerlerimizi sonsuzlukla doldurup boşaltalım,
bilginin yükünü kırlangıcın omzundan alıp yere koyalım,
isimleri geri alalım buluttan, çınardan, sivrisinekten, yazdan.
yağmurun ıslak ayakları üstünde, sevginin zirvesine çıkalım.
insana, ışığa, bitkiye ve böceğe kapıları açalım
bizim işimiz belki de,
nilüfer çiçeği ve çağ arasında,
hakikatin şarkısının peşinde koşmaktır..."
"yaşam aynanın “karesi”dir.
yaşam çiçek “üstü” sonsuzdur.
yaşam yer “çarpı” yüreğimizin çarpıntısıdır.
yaşam solukların yalın ve eşit geometrisidir.
nerede olursam olayım
gökyüzü benimdir.
pencere, fikir, hava, aşk, yeryüzü benimdir.
ne önemi var
bazen bitmesinin
gurbetin mantarlarının?
bilmiyorum
neden “at soylu hayvandır, güvercin güzeldir.” derler
ve neden hiç kimsenin kafesinde akbaba yok.
yoncanın kırmızı laleden neyi eksiktir.
gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli
sözcükleri yıkamalı.
sözcük kendisi rüzgâr, sözcük kendisi yağmur olmalı"