“Anna Pavlovna Şerer ise kırkında olmasına rağmen kolay heyecana kapılan, çok hareketli bir kadındı. Heyecanlı olmak sanki sosyal kimliğinin bir parçası haline gelmişti. Bu yüzden, bazen hiç de içinden gelmediği halde, kendisini tanıyanların bunu ondan beklediklerini bildiği için, sadece onları hayal kırıklığına uğratmamak isteğiyle heyecana kapılmış görünüyordu. Dudaklarından eksik olmayan, üstelik, artık geçkin bir kadın olduğunu gösteren ve yüzünün hatlarına hiç de yaraşmayan gülümseyişi, onun tıpkı şımarık çocuklar gibi, bu sevimli kusurunu çok iyi bildiğini ama ondan kurtulmayı istemediğini, istese bile kurtulamayacağını, daha doğrusu onu gidermeyi gerekli bulmadığını belli ediyordu."
“Biz bir şey 'biliyoruz' dediğimizde ne kastederiz? Tolstoy olduğumu, bir yazar olduğumu biliyorum, bir karım, çocuklarım, ağarmış saçlarım, çirkin bir suratım, bir sakalım olduğunu biliyorum, bunların hepsi kimliğimde görülüyor. Fakat insanın ruhu kimlik belgelerine yansımıyor, tek bildiğim ruhumun Tanrı'ya yakın olmaya can attığı. Ama Tanrı ne? Ruhum onun bir parçası. O kadar. Düşünmeyi öğrenmiş herkes inanmakta zorlanır, ama insan inanç sayesinde Tanrı'yı yaşayabilir. Tertullian şöyle demişti: 'Fikir şeytandır.'"
“Kadın fiziksel açıdan erkekten daha yürekli olsa da düşünceleri sahtedir. Yalan söylediği zaman kendi de inanmaz ama Rousseau hem yalan söylerdi hem inanırdı”
“Erkeğin kendi hakkında kadına bilmesi gerektiğinden fazla şey söylediği anlar vardır. Sonradan neler anlattığını unutur ama kadın hatırlar. Belki de kıskançlık kendini küçük düşürme korkusundan gelir, aşağılanma ve gülünç duruma düşme korkusundan. Tehlikeli olan seninkini tutan aşüfte değil, ruhunu ele geçiren aşüftedir.”
“Hepimiz komşumuza olan vazifemizden kurtulma hürriyetinin peşine düşeriz, oysa bizi insan yapan tam da bu görev anlayışıdır, işte bu görev anlayışı yüzünden hayvanlar gibi yaşamalıyız...”