En büyük çığlıklarım, en yüksek sesle güldüğüm anlarda saklıydı. Dünya, beni "hep neşeli" olarak etiketleyip kenara koymuştu, oysa ben etiketlenemeyecek kadar karmaşık, tarif edilemeyecek kadar ağır duygularla boğuşuyordum. Maskeli depresyon, işte bu anlaşılamama halinin ta kendisiydi. İçimde, sürekli bir şeylerin eksik olduğu, derin bir hüzün ve anlam arayışı vardı. Bu, bir acı değil, bir var oluş sancısıydı. Gülerken ağlamak... Bu bir metafor değil, her gün yaşadığım bir gerçeklikti. Yüzümdeki kaslar gülümserken, ruhumun en derin katmanlarındaki gözyaşları hiç kurumuyordu. İçimde kopan o duygusal fırtınada, kendimi kaybetmiştim. İnsanlar beni bulduklarını sanırken, aslında sadece sahneye çıkmış oyuncuyu buluyorlardı. Gerçek ben, perdenin ardında, kederin loş ışığı altında, kimsenin bilmediği bir oyunu oynuyordu. Ve bu oyun, en yalnız başına çıkılan seyircisiz bir performanstı.
Ferhat Yurdakul