Ferhat Yurdakul

Ferhat Yurdakul
@Ferhat_Yurdakul
1986 Ankara doğumluyum. 13 yaşımda yazmaya başladım; yüzlerce şiir ve deneme kaleme aldım. Şimdi onları kitaplaştırıyorum. Müzik üretiyor, dijital platformlarda paylaşıyorum. Uzun yıllardır profesyonel fotoğrafçılık yapıyorum
Müzisyen Şair Yazar Fotoğraf Sanatçısı.
Ankara
Ankara, 16 Mayıs 1986
1 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşkın bir grameri olduğuna inanmıyorum. Kimse "seni seviyorum" cümlesinin öznesine bakıp fiil çekimi yapmaz. Zaten o cümle kurulduğu an, sözdizimi bozulur; kelimeler yerlerinden kayar, anlam silkinip bir kedi gibi kucağına atlar. Ben onu ilk gördüğümde, göğsümün sol tarafında bir kitaplık yıkıldı. Bütün ciltler yere saçıldı. Sayfa numaraları birbirine karıştı. Aşk dediğin, o toz duman içinde doğru kitabı el yordamıyla bulmaya çalışmak ve bulduğun şeyin aslında bir kitap değil, kuru bir çiçek olduğunu fark etmekmiş. Bu fark ediş anına insanlar genelde "mutluluk" diyor. Ben ise buna "enkazın altında kalan sesin tınısı" diyorum. FERHAT YURDAKUL 14.05.2020
Alıntı
Kimse Fark Etmedi
"Bir palyaçonun gözyaşlarıydı yaşadığım. Dışım renk, içim gri... Kimse fark etmedi maskemin ardındaki yıkımı. Her ‘kahkaha’ dedikleri, içimde kopan bir kasırganın sesiydi aslında. Neşe sandıkları, kaybolduğum keder denizimdi.".
"Sessiz Bir Çığlığın Portresi"
En büyük çığlıklarım, en yüksek sesle güldüğüm anlarda saklıydı. Dünya, beni "hep neşeli" olarak etiketleyip kenara koymuştu, oysa ben etiketlenemeyecek kadar karmaşık, tarif edilemeyecek kadar ağır duygularla boğuşuyordum. Maskeli depresyon, işte bu anlaşılamama halinin ta kendisiydi. İçimde, sürekli bir şeylerin eksik olduğu, derin bir hüzün ve anlam arayışı vardı. Bu, bir acı değil, bir var oluş sancısıydı. Gülerken ağlamak... Bu bir metafor değil, her gün yaşadığım bir gerçeklikti. Yüzümdeki kaslar gülümserken, ruhumun en derin katmanlarındaki gözyaşları hiç kurumuyordu. İçimde kopan o duygusal fırtınada, kendimi kaybetmiştim. İnsanlar beni bulduklarını sanırken, aslında sadece sahneye çıkmış oyuncuyu buluyorlardı. Gerçek ben, perdenin ardında, kederin loş ışığı altında, kimsenin bilmediği bir oyunu oynuyordu. Ve bu oyun, en yalnız başına çıkılan seyircisiz bir performanstı. Ferhat Yurdakul
Alıntı
KALBİMİN KARANLIK ATLASI Hiç sevmedim bu toprağı, Sevemedim gök kubbesini. Dünya dedikleri koca bir yara — Her köşesi sızı, her nefesi zehir. Gam çiçek açmış bahçelerinde, Keder kök salmış taşın altında. Güneş bile sızmış bulutlardan Izdırabın soluk sarısına... Dağlar omuz verir hüzne, Irmaklar ağlar sessizce kumlara. Kuşların şarkısı kırık bir ninni, Rüzgârın dili acının tercümanı. Her sabah doğarken gün, Yeni bir sancı vurur yüreğime. Gölgeler uzar duvarlarda Korkunun mürekkebiyle. İnsanlar yürür sokaklarda Gözlerinde yitik cennetlerin sisi. Eller dokunsa tenime Bir diken batar kanatır içimi. Denizler tuzunu hüznün, Yıldızlar dökülür göz pınarından. Toprak koca bir mezar sanki, Nefes almak bile ağır yük.
Şiir