Kendimizi zararsız, aklı başında ve insancıl olarak hayal ediyoruz. Güdülerimize, nedenlerimize güvenmemek veya içimizdeki insana dış dünyada yaptığımız şeyler hakkında ne hissettiğini sormak aklımıza gelmiyor. Oysa, bilinçdışının tepkisini ve bakış açısını görmezden gelmek, gerçekten bizim ciddiyetsizliğimizi, yüzeyselliğimizi ve mantıksızlığımızı, üstelik de fiziksel olarak sağlıksızlığımızı gösteriyor
İnsanlar bir insanı doğru yola sokmak için ne yapması “gerektiğini” “söylemenin” yeterli olduğunu düşünürler. Ancak onun bunu yapıp yapamayacağı veya yapmak isteyip istemediği apayrı bir konudur.
Dinsel dürtülerin içgüdüsel bir temele dayanması ve dolayısıyla tamamen insana özgü bir fonksiyondur. Bir insanın elinden tanrılarını alırsanız, karşılığında ona yeni tanrılar vermek zorunda kalırsınız. Kitle Devletinin liderleri tanrılaştırilmayı önleyemezler ve bunun zor gücüyle yapılmadığı yerlerde, onun yerine saplantılı ve şeytansı bir enerjiyle dolu başka faktörler ortaya çıkar —örneğin, para, iş, politik nüfuz, vb. Ne zaman doğal İnsanî fonksiyonlar yok olsa, yani bunları bilinçli ve maksatlı ifade hakkı insanın elinden alınsa, genel bir kargaşa doğar. İşte bu yüzden, doğal olarak, modern insan Akıl Tanrıçasının da zaferiyle genel bir nevrotikleşme sürecine girmiş olur.