Tam karşımda ardına kadar açık pencereden rıhtımda çiçek satan kadınların gülüşleri duyuluyordu. Pencerenin kenarında, şirin, sarı renkli ve küçücük bir çiçek gün ışığına doymuş hâlde taş çatlağının üstünde rüzgârla dans ediyordu. Her şey bu kadar güzelken o korkunç son nasıl çıkabilirdi ki?
Vücudum hücrede zincirlere bağlı, ruhum gerçeğe esir hâlde. Korkunç, merhametsiz, dinmez bir gerçek! Artık aklımda sadece tek düşünce, tek gerçek var İdam Mahkûmu!
İyi de ölümün ruhumuzla ne ilgisi var ki? Onu ne hale getiriyor? Ne alıp karşılığında ne veriyor? Onu nereye koyuyor? Dünyaya bakıp gözyaşı dökmesi için ona hiç canlı gözler veriyor mu?