Kendi iç sesine kulak veren, isteklerini ve arzularını dinleyip onları uygulamaya koyan nadir kişilerden birinin hikayesi anlatılmış bu kitapta. Kitabın arka kapak yazısında kitabı, herkes daha uyurken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benzetmiş. Mutlaka hepimiz bir kere de olsa şafak vakti uyanıp, güneş doğana kadar uyanık kalmışızdır. Öyle zamanlarda çoğu kişinin görmediğini gördüğümüz için ister istemez kendimizi şanslı hissederiz ve kendimize şimdi bu saatte uyuyanlar ne kadar da çok şey kaçırdı, bu güzellikten mahrum kaldılar deriz. Bu kitabı okumayan kişi de gerçekten çok şey kaçırıyor. Neden diye soracak olursanız, kitabı bitirdikten sonra anlıyoruz ki Simyacı bize çok şey katmış. Yazar hem okuru sıkmadan hikayesini anlatıp, hem okuyucuya faydalı mesajlar vermeyi çok güzel başarmış. Eğer az çok Mevlana hakkında bilginiz varsa, Mesnevi'den birkaç hikaye biliyorsanız, kitabın Mevlana'dan esinlenerek yazıldığını rahatlıkla görebilirsiniz. Kitabın arkasında da Mesnevi'den esinlendiği yazıyor. Kitabın akıcı olması nedeniyle ve yazarın arada olayları merak ettirmesiyle kitabı ben gibi bir çırpıda bitirebilirsiniz :)
Kitabın konusuna gelecek olursak, Endülüs'lü Santigo adında bir genç, hem gezerek hem çobanlık yaparak hayatını devam ettiriyor. Bir gün gördüğü bir rüya üzerine hazine aramak için Mısır piramitlerine gitmeyi karar veriyor ve yola koyuluyor. Yolda birçok kişiyle karşılaşıyor, kimisiyle dost oluyor, kimisiyle düşman. Neyse en sonunda büyük çabalarla Mısır'a varıyor. Mısır'da ise onu büyük bir sürpriz bekliyor.
Büyük heyecanla okuyacağınızı tahmin ettiğim bu kitabı okuyun, okutturun. Okumakla bir şey kaybetmezsiniz, tam tersine kazanacağınızı düşünüyorum. :)