Geç Kalan Veda
Ali Bey, 30 yıl boyunca devlet dairesinde çalışmış, monoton bir hayat sürmüş bir memurdu. Her sabah aynı saatlerde uyanır, aynı yoldan işe gider, aynı masada aynı evraklarla uğraşırdı. Hayatının büyük kısmı, kâğıtlar ve rutinle geçmişti.
Emekliliği geldiğinde, hayatın tadını çıkaracak zamanı olduğunu düşünmüş, ama kader ona başka bir yol çizmişti. Yapılan kontrollerde kanser teşhisi konuldu. Kanser yavaş yavaş bedenini ele geçirirken, Ali Bey, yıllarca yaşamayı ihmal ettiği hayatın farkına vardı.
Hayatının en büyük gururu, kendisi gibi hayatını kısıtlamış bir çocuğunu büyütmek olmuştu. Oğlu Yusuf, Ali Bey’in hayatının merkezindeydi. Ama yıllar geçti, Yusuf büyüdü, kendi hayatını kurdu ve babasına eskisi kadar zaman ayıramadı. Ali Bey, yalnızlığın soğuk gerçekliğiyle yüzleşti.
Altı ay ömrü kaldığını öğrendiğinde, Ali Bey derin bir hüzünle oturduğu odada düşüncelere daldı. Hayatı boyunca kendisi için yaşayamamıştı, şimdi mirasını ve geride bırakacaklarını düşünmek zorundaydı. Çocuğuna bırakmak bir anlam ifade etmiyordu; ilişkileri mesafeli, duyguları ise kırılgandı.
Sonunda ağır bir karar aldı. Tüm mirasını, çocuk esirgeme kurumuna bırakacaktı. “Hayatım boyunca geç kaldım, belki başkalarının hayatına dokunabilirim,” dedi kendi kendine. Bir mektup yazdı, el yazısıyla veda etti; içinde hem pişmanlık hem de umut vardı.
Veda günü geldiğinde, Ali Bey, sessizce odasında oturdu, pencereden dışarı baktı. Hayatını geri getiremeyeceğini biliyordu. Ama bir parça mutluluk, belki de başkalarının hayatını değiştirme umudu vardı. O mektubu ve mirasını teslim ederken, küçük bir tebessüm belirdi yüzünde. Hayatına geç kalmış olsa da, en azından son bir iyiliği yapmıştı.
Ve Ali Bey, huzur içinde, geride bıraktığı yalnızlığın ve geçmişin yükünü biraz olsun