Rönesans Avrupa'nın en parlak dönemini yaşarken, İngiltere'de yaşayan bir yaşlı kadın varmış. Bu yaşlı kadın dilden dile tanınırmış. Kasabada yaşayan zenginlerin evlerine gidermiş ve "Ben falcıyım, geleceği bilirim." dermiş. Evlerde misafir olan bu cadı kadın, hediye olarak kendi hazırladığı bir çay karışımını içirirmiş. Kendisi içmeden elindeki yüzükten panzehrini dökermiş. Bu cadı, evlerden pahalı hediyeler ve altınları alıp gidermiş; yüzünü hiç kimse görmezmiş, sabah erkenden evden çıkarmış.
Kral Arthur, kulağına kadar gitmiş bu olaylar. Kral Arthur çok zeki, tüm hayatını planlar yaparak geçirirmiş. 25 yaşında olan bu kral, çözüm arayışına girermiş. Günlerce adamlarıyla toplantılar yaparmış ve tüm şehirlere ve kasabalara mektup yollarmış. Cadı kadının kulağına kadar gitmiş; cadı kadın ne yapacağını bilmezmiş.
Kral Arthur bir gün ava çıkarken bir yılan ısırmış. Kral Arthur, günden güne güç kaybedermiş; birkaç günlük ömrü kalmış gibi dilden dile yayılırmış. Cadı kadın bunu duyar, hemen sarayın yolunu tutarmış. Cadı kadın, Kral Arthur'un önüne gider ve "Şifalı bir ot yaptım, bu ot sizi iyileştirecektir." der. Kral Arthur bu şifalı otu günlerce kullanıp kendine gelirmiş. Kral, bu kadın karşısında mahcup olmamak için sarayına almış. Cadı kadın bu olaya çok sevinmiş; aylarca, günlerce hiç kimsenin evine gitmezmiş. Bir gün Kral Arthur, odasına girip kraliçenin mücevher, elmas ve pırlantaları gözleri gitmiş. Cadı kadın, bunları nasıl alacağını düşünmüş. Bir gün Kral Arthur demiş: "Kralım, sizin için dağlarda, ovalarda kahve toplayıp akşam size ve eşinize kahve yapmak istiyorum." der.
Akşam, gece yarısından sonra cadı kadın, Kral Arthur ve eşine kahve yapıp odalarına giderken, cadı kadının aklına bir şey gelirmiş. Kral Arthur çok zeki birisi olduğu için onlara "Kahve